Diplomanın tartışma ile ne ilgisi var?
Tartışılan konu sağlıksa, tartışan kişilerden birisi de doktorsa var.
Tartışılan konu felsefe ise, tartışanlardan biri de felsefe eğitimi almışsa var.
Tartışılan konu teknik bir konu ise, tartışanlardan biri de teknik adamsa elbette var.
Tartışılan konu, özel eğitimlerin dışında genel bir konu ise, tartışılan konu, genel bilgiye ve kültüre dayanıyorsa, konuyu tarafların savunmasına bırakılmalıdır.
Askerden yeni geldim Yıl 1960. Kelkit Ortaokul Müdürü ile tanıştım. Kırşehirli idi. Adı Ömer Yılmaz’dı. İyi bir eğitim almış, yabancı dil bilen, sürekli okuyan, okuduğunu belleğine yerleştiren ve gerektiğinde aktarabilen bir yapıdaydı.
Erzincan’da günlük çıkan Kazankaya adlı bir gazeteye yazı gönderiyordum. Yazılarımı önce ona gösteriyordum. Yanlışları, eksikleri düzeltiyor, gerekiyorsa eklemeler yapıyordu. Ankara’ya, Amme İdaresi Enstitüsüne gitti. Yolum Ankara’ya düştü. Kendisini buldum. Hukukçuların Kızılay’da bir dernekleri vardı. Oraya gittik. Artvin’den tanıdığı hukukçu bir dostu da geldi masamıza. İhtilaller konusunda bir tartışma açıldı.
“Dünyanın neresinde olursa olsun, ihtilallerin yaşandığı ülkeleri 100 yıl geri götürdüğünü ileri sürdü” Artvinli, hukukçu arkadaş.
Ben de; “ 1789 Fransız ihtilalini örnek gösterdim. Atatürk’ün Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı üzerine kurduğu Cumhuriyetten, Atatürk’ün bu hareketini ve düşüncelerini pek çok mazlum ülkenin örnek aldığını” söyledim. Artvinli hukukçu arkadaş, iki de bir nere çıkışlı olduğumu soruyordu. Üzerine söz getirip söylemiyordum.
Ayrıldık.
Kelkit ortaokulu müdürü Ömer Bey bana; “Eğitim durumunu niye söylemedin?” diye sordu.
Dedim ki; ”Bazı insanlar, tartışma istedikleri gibi gitmiyorsa, hemen diplomalarını ileri sürüyor. Tartışmayı savunma gücü kazanıyor, diploma değil. O zata, benim diplomam yok, deseydim, “Senin bu işe aklın ermez deyip” işin içinden çıkmaya, daha doğrusu tartışmadan kaçmaya çalışacaktı.
Diploma elbette önemlidir. Bakkalda satılmıyor. Ama her sorunu da diploma ile çözemezsiniz.
Somut bir örnek verelim.
Bingöl’deyiz. Bingöl Karlıova yolunda, akrabalarımızın yaptırdığı köprü inşaatlarının hesabını tutuyorum, defterlerini işliyorum.
Baharın coşan, güze doğru sızıntı konumuna gelen bir dere var. Suyu bol olduğu mevsimde Köprü inşaatı yapılacak. Mühendisler geldi, aletlerle baktı, köprünün su içindeki ayaklarının yerini tespit edemediler.
Köprünün ustası Hüseyin Şibil, biraz da utanarak, çekinerek, “İzin verirseniz ben de uğraşayım” dedi. Güçlü, uzun boylu işçilerden bir kaçını suya soktu. Ellerine sırıklar verdi. Sırıkların başına ip gerdi. İpi teraziye aldı. Köprü ayaklarının yerlerini metre ile ölçerek belirledi. Oralara sırıkları çaktı. Mühendislere, “Şimdi siz aletlerinizle bakın” dedi. Baktılar, “Tamam” dediler.
Diplomalar ve aletler, suyun içindeki köprü ayaklarını belirlemeye yetmedi.
Demek ki, diploma her yerde, her konuda sorunu çözmeğe yetmiyor. Sonunda iş yine, bilgiye, deneyime, maharete kalıyor.