İnsan yaşamı boyunca, yeni bilgiler ediniyor. Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor, değişiyor, gelişiyor.
İnsan yaşamı da öyle değil mi?
Doğuyor, bebeklik dönemi geçiriyor, çocukluk, gençlik, orta yaşlılık, yaşlılık dönemlerinden geçiyor, sonra yaşama veda ediyor.
Başta insanlar olmak üzere, hiçbir canlı, belli dönemlerdeki konumunu koruyamıyor.
O zaman, eriştiğimiz dönemlere uyum sağlamak, yani değişmek zorundayız.
Ne demek istiyorum?
Çocukken çocuk gibi, genç iken genç gibi, orta yaşlı ya da yaşlı iken yaşlı gibi, uygarlık çizgisini izleyerek davranmalıyız. Bunun aksi göze batar, yerinde saydığımız, gelişmediğimiz anlamına gelir.
İçinde bulunduğumuz zamanda gündeme gelen oluşumlar var. Bunlara tarikat diyoruz, şeyhlik, dervişlik diyoruz. Kimileri bu farklı oluşumlardan birini seçiyor ve bağlanıyor. Bu oluşumlar da gelişme yok, değişme yok, bağlananların dünyadaki gelişmelere, yeniliklere, değişikliklere uymak, bunun için aklını kullanmak yok.
Sözünü ettiğimiz tarikatlar ilk kurulduklarında belki iyi niyetlerle kuruldular. Zamanla işin içine siyaset girdi, ticaret girdi, kişisel çıkar girdi, inanç girdi, inançları bağlandıkları oluşumlar çizgisinde yorumlamak girdi. Bu kez karşıtlıklar doğdu, çekişmeler, çatışmalar doğdu. Yalnız kendilerini değil, yalnız kendileriyle aynı oluşumun içinde olanları değil, ülkeyi o tarafa bu tarafa sürüklemek niyeti girdi.
Bu tarikatlara, bu farklı oluşumlara girenler için gelişim durdu, gelişim durdu, körü körüne bir bağlılık başladı.
Büyük Atatürk bu tarikatlar konusunda son sözünü söyledi.
Ne dedi?
“En büyük tarikat, medeniyet tarikatıdır” dedi.
Atatürk’ün dediği gibi ülkümüz, ilkemiz; değişim, gelişim, uygarlık olmalı.
Uygar olmanın ötesinde hiçbir oluşumu kabul etmiyoruz.