1950’li, 60’lı yıllarda orta dereceli okullarda, öğrencilerin konuşma, tartışma ve bilgilerini artırmak amacıyla, ortaya iki farklı tez atılır, bu farklı tezleri öğrenciler arasında dağıtarak savunmaları istenirdi.
Konular; “Bir ülke tarımla mı, sanayi ile mi kalkınır? Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Bilgi mi önemlidir, görgü mü?” gibi konulardı.
Günümüzde de bu tür tartışmalar, yarışmalar yapılıyor mu, bilemiyorum. Çok okumanın, çok gezmenin, seviyeli tartışmaların, bilgiyi de, görgüyü de artıracağı kesindir.
Ama okumanın da, gezmenin de herkes için aynı sonucu vermediğini görüyoruz.
Yıllarca önce Gümüşhane valisi, Mühendislik Fakültesi Dekanı, Meslek Yüksek Okulu Müdürü, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve hanımlarıyla birlikte, önce Almanya’ya, sonra da Fransa’ya (Paris’e) gitmiştik.
Paris’de, valimizin tanıdığı bir genç vardı, Kelkit’in bir köyünden. Gencin ailesi yıllarca önce Paris’e gitmiş yerleşmiş. Oğlu da orada okumuş, inşaat mühendisi çıkmış. Vali bey gençten bizleri Paris’in önemli yerlerini gezdirmesini istedi. Genç, hiçbir yeri bilmediğini söyledi. Tüm yaşamı, okuduğu yıllarda evi ile okullar arasında, Üniversite’den sonra da, babasının yaptırdığı inşaatlarda geçmiş.
Uygar insan, bulduğu coğrafyayı, bölgeyi her yönüyle araştıran, tanıyan insandır. Bizim hemşerimizin; giyim, kuşam, konuşma, adam tanıma, bildiklerini öğretme, bilmediklerini öğrenme, davranış biçimleri konularında hiçbir gelişmesi olmamış.
Av. Gümüşhane Barosu Başkanı ve eski parlamenter Necati Akagün’ün de aralarında bulunduğu bir ekip Ortadoğu ülkelerine seyahat etmişlerdi. Dönüşlerinde Akagün ve birlikte gittiklerinin izlenimlerini dinledim. Necati Bey, gezdiklerini, gördüklerini bilimsel bir açıdan izlemiş. Diğerleri de son derece düzeysel, kendilerine de, başkalarına da yararlı olmayacak şeyler anlatıyorlardı. Seyahat yapanlar arasında da okumuşlar vardı ama onlar mı okullarda okumuş, okullar mı onları okumuş pek belli değildi.
Bilgi ve görgü konusunda, iş dönüp dolaşıyor yine insanın, hayatı, insanları ve eşyayı anlama yeteneğine kalıyor.
Bilgi de önemli, görgü de önemli ama anlayana.
Hani bir öz deyimimiz vardır ya; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” gibi.