Küçük Amerika olma hevesi, 1950’lilerden beri vardı ülkemizde. Amerika’da, öğrencilerin ve diğer vatandaşların toplu katliamlar yaptıklarını duyardık.
Ne yazık ki, 16 yaşlarındaki bir öğrenci Urfa’nın Siverek ilçesinde, bir gün sonra, Maraş’ta 14 yaşlarında bir başka öğrenci katliam yaptı. 9 öğrenci ile bir öğretmen yaşamını yitirdi. Her iki olayda çok sayıda öğrenci de yaralandı. Bu iki büyük acıyı iki gün içinde yaşadık.
Öğrenciler, kendi beyinlerinde tepki gösterecek nedenler bulabilirler ama bu tepkilerin toplu öldürmelere varacak boyuta ulaşması konusu, gerçekten bilim adamlarınca araştırmalarını gerektiren bir konudur.
Siverek’te sağa-sola rastgele ateş açan çocuk hakkında, henüz aydınlatıcı bilgi alamadım ama Maraş’ta 9 öğrenci ve 1 öğretmenin ölümüne yol açan 14 yaşındaki öğrenci 1. Sınıf Emniyet Müdürünün (Em. Başmüfettişinin) oğluymuş. Babası tarafından poligonda tabancayla ateş etme eğitimi verilmiş. Babasına ait evlerinde 7 ruhsatlı tabancanın beşini, şarjörleriyle birlikte almış ve tüm tabancaları rahatça kullanmış.
Baba, elbette oğlunun böyle bir suç işlemesini istemezdi. Ama deneyimli bir insan 14 yaşındaki bir çocuğa tabancayla ateş eğitimi nasıl verir? Akla ziyan bir durum.
Şu andaki Milli Eğitim Bakanının göreve geldiği günden bu yana, okullarla ilgili pek çok olumsuzluklara tanıklık ediyoruz. Bu konular gazetelerde, televizyonlarda yazılıp çiziliyor, söyleniyor. İki gün içinde okullarda katliamlar yapılıyor. Milli Eğitim Bakanı görevinden ayrılmıyor. Batıdaki ülkelerden birinde, bu olaydan daha hafif bir olay yaşansa, olay hangi Bakanlıkla ilgili olursa olsun, bir saat görevinde durmaz, başkalarının yazmasına, söylemesine gerek kalmadan ilgili Bakan ya da kamu görevlisi görevinden ayrılırdı.
Bizde nice olaylar yaşandı. Hiç biri görevinden ayrılmadı, hiç biri kusur kabul etmedi. Görevlerinden ayrılmaları için, olayları bizzat kendilerinin mi yapmış olmaları gerekiyordu?
Sonra bir Bakan, farklı görüşlerden birine nasıl taraf olur? Eğitim-öğretimi, toplumun tümünü kucaklamayan görüşleri doğrultusunda nasıl yürütür? Eğitim formasyonu almayan tarikat mensuplarını, siyaset mensuplarını nasıl okullara davet eder?
Akıl alacak bir konu değil.
Bizim kuşağımızdakiler (1940’lardan önce doğanlar) Cumhuriyetimizin ilk öğretmenlerinden ders aldı.
Bize; sağa-sola sapmamayı, toplum içinde taraf olmamayı, taraf olunacaksa, bilimden yana taraf olmayı öğrettiler.
Toplumu, şu görüş, bu görüş diye ayıracak bir sistemi oturtmaya çalışırsanız, başka acılarla karşılaşmamız kaçınılmazdır.
Büyük acı için, üzüntülerimizi, ölenlere Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır dileklerimizi sunarız…