İnsan, canlıların en değerlisi olarak yaratılmış, yeryüzündeki ve yerin altındaki tüm varlıkları, insanın yararlanmasına sunmuştur. Bu kadar değerli olduğumuzun farkında mıyız?
Değerli olarak yaratılmak elbette insanlar için övünç kaynağıdır. Ama bu kadar değerli yaratılmanın da sorumlulukları vardır.
Nedir?
Önce, bizi yaratana karşı olan sorumluluğumuzdur. Bizden ne isteniyorsa; ibadetten yana, doğruluktan yana, başkalarının kalkınmasına, gelişmesine katkılarımızdan yana, ilmimizden, irfanımızdan başkalarına ışık tutmamızdan yana, bizden ne isteniyorsa yerine getirmek sorumluluğumuzdur.
Kimilerimiz, varlığımızı başkalarıyla paylaşmaz. Kimilerimiz bildiklerini, bilmeyenlere aktarmaz.
Peygamberimizin; “İlminden başkalarına ışık tutmayanların ağzına, yarın ateşten gem vurulacaktır” öğüdünü aklına bile getirmez.
Maddi varlıklarını paylaşmayanlar için de; “Komşusu aç iken, kendisi tok yatan bizden değildir” demiyor mu peygamberimiz?
Biz ne yapıyoruz?
“Rabbena, hep bana” diyoruz.
Böyle insanlık olur mu?
Bir ananın, kendine her açıdan muhtaç olan çocuklarını esirgediği, koruduğu gibi, tüm insanların da başkalarını koruması ve kollaması gerekir.
Hiç kimseyi kollamıyorsak, hiçbir varlığımızı başkalarıyla paylaşmıyorsak, bizim ilmimizden, irfanımızdan, maddi-manevi varlığımızdan ne çıkar?
İnsan dediğimiz varlık, ot gibi doğup, ot gibi ölmek değildir. Yalnız çocuklarımıza değil, içinde yaşadığımız topluma, köyümüze, kasabamıza, ilçemize, ilimize ve giderek ülkemize, her türlü varlığımızdan bir şeyler bırakarak bu dünyadan göçüp gitmektir.
Dünyaya ne için geldiğimizden, bizi yaratanın bizden ne istediğinden haberimiz yoksa, bizim insanlığımızdan, dünyaya gelişimizden ne çıkar!