Bir konuda; Devlet Başkanı konuşur, Bakan konuşur, Yüksek rütbeli bürokratlar konuşur, siyaset adamları konuşur, vatandaş, “Ben o’nun yerinde oysam” diye eleştirilerine başlar.
Bir kez, sen O’nun yerinde değilsin. Yerinde olabilir misin, olamaz mısın? Onu bilemem.
Şunu bilirim; hiç kimse, bir başkası gibi düşünmek ya da konuşmak zorunda değildir. Sen, onun yerinde olsan da, sen konuştuğun zaman da, binlercesi, senin söylediğin tarzda söylemeyeceği gibi, senin için de “Ben O’nun yerinde olsam” diye söze başlayacaktır.
İnsanlar, birbirinin kopyasına benzer şekilde yaratılmadıkları gibi, her alanda, her konuda farklı düşünür, farklı konuşurlar.
Başkalarının sizden farklı düşünmelerine kızmak, midesinden rahatsız olan bir insana, “senin miden niye rahatsız” diyerek kızmaya benzer.
Görüyorum, duyuyorum, dost sohbetlerinde, konu siyasete gelince ve değişik düşünceler ortaya çıkınca, ses tonlarında yükselme oluyor.
Sohbet sırasında birisinin sesini niye yükselttiğini sordum? Ne dedi, bilir misiniz? Dedi ki; “Sesimi yükseltmeyeyim de, O’nun söylediklerini kabul etmiş gibi mi olayım?” Şaşırdım kaldım.
Hal bu ki, eleştirilerde ses yükseltmek, hatta işi kavgaya kadar götürmek bir acizliğin sonucudur. Herkes, her şeyi bilmek zorunda da değildir. İnsan, ne kadar çok şey bilirse bilsin, yine bilmediği şeyler kalır. Bilmediklerimizi bilmemiz yeterlidir.
Doğru, akla uygun yargılar vermeği sağlama yeteneği, kimi kez, eğitimsiz insanlardan da meydana gelebiliyor.
Öğrenmek, beşikten mezara kadar herkes için gereklidir. Dikkatli insan; az okumuş-çok okumuş, az eğitim almış, çok eğitim almış, deneyimli-deneyimsiz insanlardan da çok şey öğrenebilir. Yeter ki, kimseyi küçümsemeyin, herkesi dinleyin.
İlla da, kendinizi; devlet adamlarının, siyaset adamlarının, bilim adamlarının yerine koymayı, “Ben O’nun yerinde olsam” diye söze başlamayı hiç denemeyin.