Adına, Analar Günü de, anneler günü de deseniz, aynı kapıya çıkar. Şairler, yazarlar ve insanlar çoğu “ANA” ifadesi kullanır.
Şair, Anne değil de “Ana başta taç imiş” diyor.
Bir halk deyiminde de; “Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar” ifadesi kullanılıyor.
Konuyu, ana ya da anne olarak yürütmenin bir yararı yoktur.
Analık duygusu ve bu duygudaki derinlik, yalnız insanlara özgü değildir. Hayvanlarda da aynı his vardır.
İki yaşındaki bir çocuktan bile kaçan tavuk, civcivlerini korumak için koskoca adamlara bile saldırabilir.
Nereden alır bu cesareti?
Analık duygusundan.
Yaklaşık 70 yıl kadar önce sert akan bir derede, bir kazın, yavrularını akıntıya kaptırmamak için kanatlarını iki yana açarak, civcivlerini kanatlarında toplamaya çalıştığını ve bunu yaparken de çok büyük sesler çıkardığını gördüm.
Sanırım o sesler de başkalarından yardım istemeğe yönelikti. İşte, analık duygusu, böyle bir duygudur.
Yine, yıllarca bir aile ile otobüs yolculuğu yapıyorduk. Baba serinkanlılığını koruyordu. Ana sesli ağlıyordu. Babaya, annenin ağlamasının nedenini sordum? Kadına göğüs kanseri teşhisi koymuşlar. İstanbul’a gidiyorlardı. Yol biraz uzayınca teselli etmeğe çalıştım anneyi. Teşhis doğru olsa da henüz yayılmamışsa kurtulursunuz, kendinizi bu kadar üzmeyin, dedim. Bana döndü; “Ağabeyi” dedi, kendim için ağlamıyorum, çocuklardım daha küçük. Hepimiz öleceğiz. Yirmi yıl önce ya da sonra, fark etmez. Ama çocuklarım ne olur, onu düşünerek ağlıyorum!…
İşte ana bu, analık duygusu bu.
Hiç bir duygu, analık duygusunun önüne geçemez.
Eğer analarınız sağı ise, yanınızda ise, dinimizin öğütlediği gibi, onlara “Öf” bile demeyin.
Anneniz sizden uzakta ise, hemen telefon açın, yalnız anneler gününde değil, sık sık görüşün, hayır duasını alın. Annenizi kaybettikten sonra yaşamınız boyunca, pişmanlık duygusu yaşamayın.
Çünkü hiç bir varlık ananın yerini tutmaz.
Babaları da ihmal etmeyin.
Peygamberimiz, insanları uyarmak için, esirgemeleri, korumaları, bağlılıklarını hissettirmeleri açısından üç kez “Ana”, dördüncü kez, “Baba” demiş.