Ulusal gazeteler yazdı. Van Belediyesine 7 ay önce atanan kayyum, 7 ayda 100 arsa satmış.
Hani, halk arasında bir deyim vardır, denir ki; “El. Elin kaybolan eşeğini türkü çağırarak arar” Çünkü elin, umurunda değildir, sahibinin eşeğinin bulunup bulunmaması.
Kayyumların hepsi de böyledir, diyemem. Ama Belediye Başkanlıklarına atanan kayyumların çoğunun umurunda değildir Belediyenin ya da atandığı kurumun maddi ve manevi onurunu korumak.
1960 ve 1980 ihtilallerini gerçekleştirenler illere vali, ilçelere kaymakam atadılar. O vali ve Belediye Başkanları, Belediye Başkanlıklarını da üstlendiler. Her iki ihtilal döneminde de, çoğu belediyelerin gelirleri giderlerini karşılamıyordu. Kimileri; Belediye arsalarını, binalarını, tesislerini satmak suretiyle Belediye personellerinin maaş ve ücretlerini ödediler. Bu durum da, Vali ve Belediye Başkanlıklarını zora sokuyordu. Ülkeyi yönetenler. Bu kez Belediye Başkanlıklarına, yapılacak yerel yönetimler seçimlerine kadar başkan atadılar.
Herhangi bir Belediyeyi hedefe koyarak değil, tüm belediyelerin için söylüyorum. Gerek başkanlar, gerekse başkanlığa atananlar, her sıkıştıklarında, belediyelerin mülklerini satmak yerine, Devletin ödediği yasal payların dışında, belediye gelirlerini artıracak yeni kaynaklar bulmak zorundadırlar. Mevcutları satmak, işin kolayına kaçmaktır.
Hep Belediye mülklerini satarsanız, gelecekte artık satacak bir şey bulamaz ve iflas bayrağını çekersiniz.
Van Belediye Başkanı da öğle yapmış.7 ayda 100 arsa satmış. Yine halk arasında söylenen bir söz vardır; öğle başkanlığı ninem de yapar.
Yine sözlü ve yazılı basından öğrenmiştim. Kimi kayyumlar zatı şahaneleri için lükse kaçmış, büyük paralar harcamışlar. Kimileri de kendilerine yüksek ücretler tayin etmiş.
1964-1967 arasında Belediyede çalıştım. Sayıştay Denetçilerine, Mülkiye Müfettişlerine teftişler verdik. Bir Bakanın gelişlerinde, onurları için verilen yemekte içki de içilmiş. Lokantacı içkiyi de faturaya eklemiş. Mülkiye Müfettişi muhasebecinin zimmetine almak istedi içki bedelini. Belediye Başkanı da, “Biz İç İşleri Bakanına vermiştik yemeği. Zimmete alırsanız, biz de rücu hakkımızı kullanırız” demişti.
Aslında Müfettişlerin bu kadar ince eleyip sık dokuduklarını söylemek istiyorum.
Yalnız atanmışlar ve seçilmişler değil, kamuda çalışan çalışmayan herkes, her alanda kamu yararını, insanların hak ve hukukunu koruma konusunda çok titiz davranmak mecburiyetindedir. İnsan olmanın, sorumluluk sahibi olmanın gereği budur. Ama kaçı bu kuralı ciddiye alıyor?
Orası bilinmiyor.