Gazeteler yazdı, ülkemizde 20 cezaevinin daha yapılacağı planlanmış.
Yazılı sözlü basından öğrendiğimize göre tüm yurttaki cezaevi sayısı 395. Cezaevlerindeki yatak kapasitesi de 300 bin miş. Son 10 gün içinde cezaevine alınanları saymazsak 392 bin mahkûm ve tutuklu varmış. Demek ki, 92 bin mahkûm ya da tutuklu yatakta değil, yerlerde yatıyor. Mahkûm ve tutukluların yerlerde yatması, elbette hoş bir durum değil.
Acaba, cezaevlerindekilerin tümü haklı yere mi yatıyor?
Bu soruyu, konunun uzmanlarının açıklaması gerekmektedir.
İlkokulda okuduğumuz yıllarda (1940’lı yıllar) bize, yeni yapılacak her okulun bir hapishane kapatacağını söylerlerdi.
Cehaletin kötülüklere davetiye çıkaracağı ileri sürülebilir. Ama bazı kötülüklerin okumuşlardan çıktığı da bir başka gerçektir.
Cezaevleri yaptırmak bir gereklilik ise, cezaevlerini dolduracak suçluların, suçlarını ortadan kaldıracak ortamı hazırlamak da, gerekliliğin ötesinde bir görev ve sorumluluktur.
Zaman zaman, gazetelerden ya da televizyon kanallarından, dünyadaki en huzurlu ülkelerin listesi yayınlanıyor.
En huzurlu ülkelerde uygulanan sistem nedir, nasıl uygulanmaktadır?
İncelenmeğe değer.
En etkili sistem; ekonominin düzeltilmesi, herkesin işe, aşa ulaşabileceği düzenin kurulması, işsizliğin azaltılmasıdır. Çünkü sürekli çalışan insanların suç işleyecek planlar yapması ve o planları uygulayacak zaman bulabilmesi daha az olasılıktır. Daha da önemlisi, yargının herkese eşit bir şekilde uygulanmasıdır.
Yargı eşit bir şekilde uygulanmıyor mu?
Yöneticilerimiz uygulandığını söylüyorlar, ben bilemem. Ama ülkemizde eleştirilerin, sızlanmaların çoğunun da yargıya yönelik olduğunu söylüyorlar. Onu da bilemem.
Cezaevlerindeki yatak kapasitesi, kalanların çok üstüne çıktıysa ve daha çok insan cezaevlerine girecek gibi görünüyorsa, yeni hapishanelerin yapılması gereği ortadır.
Abdurrahman Karakoç’un şiirinde söylediği gibi;
“Biz ne bilek ağam, böyükler bilir.”