enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
7,4294
EURO
8,9860
ALTIN
412,55
BIST
1.471
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Karla Karışık Yağmur
11°C
Gümüşhane
11°C
Karla Karışık Yağmur
Pazartesi Kar Yağışlı
4°C
Salı Çok Bulutlu
4°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
6°C
Perşembe Çok Bulutlu
8°C

Ümmetin Avukatı Ahmet Kekeç’in Ardından-3

0
A+
A-

Ahmet Kekeç; demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini rafa kaldıran darbelerin en büyük düşmanıydı. 28 Şubat post modern darbesi karşısında sesini alabildiğine yüksek tondan çıkarmış, bu küstah kalkışmaya karşı vakur bir duruş sergilemişti. Onda darbelere karşı, tabir caizse aşırı bir refleks oluşmuştu. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbelerinde, büyük bedeller ödese de, onun hep karşı safta olduğunu görüyoruz.

Merhum Ahmet Kekeç, bütün darbelere karşı olsa da 15 Temmuz darbe girişimine çok fazla içerlenmişti. Hainlerin başarısız olmalarına, kahramanların darbecileri püskürtmesine en çok da o sevinmişti. 15 Temmuz’un ardından şu tespiti yapmıştı: “Dünya tarihinde bugüne kadar 700 darbe teşebbüsünde bulunulmuş. Bunlardan bozulan tek darbe 15 Temmuz’dur.” Onun 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından (16 Temmuz’da) yazdıkları şunlardır:

“İç savaş isteyen hokkabazların, ikide bir “27 Mayıs benzeri bir müdahalenin gündeme geleceğini” söyleyen cibilliyetsizlerin, demokrasinin “bazen darbeyle de tesis edileceğini” söyleyen haysiyetsizlerin ve illa ki FETÖ tasmasıyla dolaşan şerefsizlerin istediği ve beklediği “darbe” halk tarafından bastırıldı. Halk demokrasiye sahip çıktı. Ülkesine sahip çıktı. Onuruna sahip çıktı. Cumhurbaşkanı’na sahip çıktı. Meclis’e sahip çıktı. Hükümetine sahip çıktı. Hanesine sahip çıktı. Daha da önemlisi, geleceğine sahip çıktı.”

Yaşadığı sürece birçok badireler atlatan, mahkeme koridorlarında volta atan Ahmet Kekeç’in kalemini hiçbir güç düşüremedi.  O, darbe dönemlerinde de bir şekilde yolunu bulup yazmaya devam etti. Çünkü o, bir davanın sözcüsüydü. Kendi dertlerinin tercümanı değil, milletin tercümanıydı. Ona göre kalemin düşmesi kalenin düşmesi anlamına geliyordu.

Merhum Kekeç’in karşı mahalleliler tarafından çok eleştirilen; hatta “yandaş gazeteci” damgası yemesine yol açan mevcut iktidara olan desteği kör bir partizanlıktan ibaret değildi. O, inançlarına en yakın mevcut iktidarı gördüğü için kalemiyle ve kelâmıyla onları destekliyordu. Fakat inancına ters şeyler gördüğünde de onları da tenkit etmekten çekinmiyordu. Çünkü esas olan şahıslar değil, şahısların fikirleri ve davaya sadakatleriydi.

Merhum Kekeç, kıt kanaat diye niteleyebileceğimiz rızkını ömrü boyunca kalemiyle ve kelâmıyla kazandı. O, çirkin argo tabirle “yalaka” olsaydı ve isteseydi iktidarın birçok nimetinden faydalanabilirdi. O, bazı gazeteciler Reis’in uçağına binmek için birbirini ezerken, her zaman desteklediği cumhurbaşkanının yurt içi ve yurtdışı gezilerine bile katılmazdı.

Merhum Ahmet Kekeç, hiçbir zaman kendisi için özel muamele istemedi. Bunun en bariz delili onun ölümüne neden olan son hastane olayıdır. Daha evvel bir kez veremi, iki kez de kanseri yenen Kekeç, son dönemde eski hastalıklarına bağlı olarak tekrar rahatsızlanmış, İstanbul’da kalabalık bir devlet hastanesinde tedavi edilirken çağın vebası olarak nitelendirebileceğimiz koronavirüse (kovid-19) yakalanmıştı. Aynı zamanda KOAH hastası da olan Kekeç, virüsten kaynaklı hastalığa yenilerek hayatını kaybetmişti. Talep etseydi, yarım lâfıyla İstanbul’daki en büyük özel hastanelerin kapıları ona açılmaz mıydı? Ama o, özel muamele istemedi. Normal vatandaş gibi sıradan ve kalabalık bir hastaneyi tercih etti.

Ahmet Kekeç istikamet sahibi, kıblesi belli bir insandı. Küçük adamların küçük hesaplarına hiçbir zaman alet olmadı. Büyük bir davanın bu çağdaki gür sesi oldu. Belki maddî açıdan çileli bir hayat yaşadı ama adı kirli işlere karışmadı; temiz bir isim bıraktı.

Aslında can bedenden çıkınca insan sembolik olarak ölür. Eseri olan insanlar bedenen ölse de adı vefalı dillerde ve gönüllerde daima yaşar. Bu kişi Kekeç gibi bizden biri olunca onun adı belleklerden hiç silinmez. Böyle de olmalıdır zaten. Vefa duygusu bunu gerektirir.      Merhum Ahmet Kekeç’in cenazesinde validen belediye başkanlarına, milletvekillerinden bakanlara kadar devlet erkanı hazır bulundu. Bütün dünyayı kasıp kavuran pandemiye rağmen edebiyat, kültür ve sanat dünyası  da, halk da cenazeye teveccüh etti.

Ahmet Kekeç, maddeden ölse de adı ve aziz hatırası manen hep yaşayacak, yaşatılacaktır. İstanbul’un dinî mekânlarının başında gelen Eyüp Sultan haziresinde gömülmesi ona verilen değerin göstergelerinden biridir. Kekeç’in ismini hafızalarda kalıcı kılmak için, ardından yazılanlar bir anma kitabı haline getirilmelidir. Yine ismini okullara, kültür merkezlerine, cadde ve sokaklara vererek unutulmasına engel olabiliriz. Bu bizler için bir insanlık vazifesidir. Şayet böyle yaparsak yeni Ahmet Kekeçler peşinden gelecektir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. Milletimizin başı sağ olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.