Ümit hayattan beklediklerimizin bütünüdür; ummaktan doğan güven duygusudur. Dilimizde yaygın olarak kullandığımız ve dört elle sarıldığımız kelimedir. Bununla ilgili olarak pek çok deyim de vardır: Ümide düşmek, ümidini kesmek, ümit bağlamak, ümit serpmek, ümide kapılmak, ümidi sönmek, ümit bırakmak, ümit uyanmak, ümidi suya düşmek, ümit etmek… vb.
Ümitle ilgili bir o kadar da atasözümüz vardır. Bunlar hayatımızın enerji kaynağı olan ümidin ne kadar elzem bir tarafımız olduğunu ortaya koyar: “Ümit varlıktan yeğdir, Ümit fakirin ekmeğidir, Çıkmadık canda umut vardır, Allah’tan umut kesilmez”
Ümit kişinin kendini güçlü kılması için bazı değerlere sarılmasıdır. İnsanları hayata sımsıkı bağlayan duygudur. Hayatta hep ümitvar olmak zorundayız. Çünkü bir dakika sonra neler olabileceğini kestirmek mümkün değildir. Yaşam nelere gebedir? Bunu bilemeyiz şüphesiz. Onun için hep iyimser bakacağız yaşanan hakikatlere.
İslâm inancı ümitvar olmayı önermektedir insanlara. Hatta bununla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de çok çarpıcı bir ayet vardır: “…Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.”(Yusuf Suresi, 87)
Demek ki sıkıntılar hat safhada olsa da bir çıkış kapısı muhakkak vardır. Böyle düşünerek hadiselere iyimser yaklaşmalıyız. Tersini düşünmek bizi içten içe çökerterek yolumuza taş koyar.
İnsan bedenen yaşasa da ümidini kaybettiğinde ruh ölümü gerçekleşmiş demektir. Bu safhadan sonra taşıdığı beden ona ıstırap veren ağır bir yüktür. Bu keskin dönemeçte yaşamla ölüm arasında gider gelir insan. Yaşamak anlamını kaybetmiştir bu noktadan sonra. Yaşayan ölü tabiri tam da bunlar için söylenmiş bir ifadedir.
İnsanlar hayatta zaman zaman bir kısım sıkıntı ve hayal kırıklıklarıyla karşılaşılabilir. Ömür aynı çizgide sürüp gitmez. İnişli çıkışlıdır yaşam. Hayat da tıpkı mevsimler gibidir. Baharı, yazı, güzü ve kışı vardır ömrümüzün. Nasıl ki her mevsimin belli bir vakti varsa yaşadıklarımızın belli bir vakti vardır. Yaşananların değişken olması hayatın cilvelerindendir.
Dünyada insan her şeyini kaybedebilir. Yarınların neler getireceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Çok zengin bir insan, bir gecede bütün varlığını kaybedebilir. Bu bir kumarda da olur veya doğal bir felâkette de… 17 Ağustos depreminde Gölcük ve Yalova’da yaşayanlar bir gecede onlarca dairesini kaybederek çadıra mahkûm olmuşlardı. Yine aynı felâkette aile fertlerini ölüm ayırmıştı birbirinden. Bunun nice örnekleri yaşanmıştır dünyada.
Demek ki hepimiz her an çok kıymet verdiğimiz mal varlıklarımızı, yakınlarımızı, makam ve mevkilerimizi kaybedebiliriz. Buna hazır olmalıyız. Ölenler dışında her şeyin geri gelme ihtimali vardır. Çalışır yeni evler, arabalar, eşyalar alabilirsiniz. İşinizden kovulduysanız alanınızda yetişmiş bir kişiyseniz yeni iş kapıları sizin için ardına kadar açılabilir. Fakat bunların dışında bir şey var ki onu kaybederseniz yaşama şansınız azalır. Belki maddeden yaşarsınız ama manen ölürsünüz. Dört elle sarılmamız gereken bu kıymetli varlığımız ümitten başka bir şey değildir.
Bazılarının “Bu sözlere karnım tok” dediğini duyar gibiyim. Fakat onlar ne düşünürse düşünsün gerçek şu ki bizi hayata bağlayan, ayakta durmamızı sağlayan beynimizin yakıtı olan ümittir. Onu kaybeden her şeyini kaybetmiş demektir. Onu koruyan yarınlarını emniyete almıştır. Ümidimiz tükenmediği sürece olmaz diye bir şey yoktur. İnsanın hayallerinin genişliği ümidinin sınırları kadardır. Yarınların neler getireceğini bilemeyiz ama hep güzellikler umut ederiz. Bu tenimize can, yüreğimize heyecan verir.
Gündelik ve uzun vadeli umutlarımız boşa çıkınca hayal kırıklıkları da gelir peşi sıra. Akıllı insan umutsuzluğun arkasında da yeni umutlar arayan bir istikbal avcısıdır. Umut denizler kadar geniştir; ama herkes kayığının büyüklüğü nispetinde açılabilir o derin sulara. Kayığınız derme çatma ise çok fazla ilerleyemezsiniz ümidin açık denizlerinde. Şiddetli dalgalara göğüs geremezsiniz. Çabuk yorulursunuz kürek sallamaktan. Neticede teslim olursunuz acı gerçeklere.
En kıymetli varlığımız olan sağlığımızı kaybetmek çok önemli bir durum olsa da ümidini kaybetmeyen insan günün birinde sağlığını tekrar kazanabilir. Asrımızın en ölümcül hastalığı olan kanser illetinin ağına düşmüş nice insan, ümitlerini saklı tuttukları için bu hastalığı da yenerek eski günlerine kavuşmuşlardır.
Ümide aykırı bakanlar da olmuştur zaman zaman. Bunların başında Alman düşünür Nietzsche(Niçe) gelmektedir. Burhan girdapları içerisinde yaşayan bu yazar ümitle ilgili olarak şu tezi ileri sürmüştür: “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır” Bu da bir görüştür şüphesiz. Ona da saygı duyarım ama katılmam.
Ümit suya yazı yazmak da olsa ben ümide talibim. Her nereye gitsem çıkınımda bir tutam umut taşırım. Aç kalsam da ümitsiz kalmam hiçbir zaman. Benim için hava kadar, su kadar elzemdir. Şunu da unutmamak gerekir ki umutlar her an suya düşebilir. Öyle bir durumda donup kalmamak için şimdiden dev dalgalarla savaşmayı ve yüzmeyi öğrenmelisiniz.
Ümit önümüzde yürüyen gölgemizdir. Nereye gitsek o hep öndedir ve biz onu takip etmek mecburiyetindeyiz. Sadece güneşsiz havalarda göstermez kendini. O zaman da yüreğimizin en hassas yerine kurulur. Anlaşılan o ki onunla yollarımızı ancak kara toprakta ayırabiliriz. Lâkin orada da cenneti ümit ederiz.
İnsan ümitle ayakta durabilir. Bizi dengede tutar geleceğe dair düşlerimiz. Karanlık dünyamızı aydınlatan ışıktır ümit… Onu kucaklamayanlar bir hiçtir aslında. Anadan, babadan, çocuklarımızdan, akrabalarımızdan, eşimizden, işimizden, dostlarımızdan bir ümit bekleriz hep yahut onların ümidi biz oluruz.
Öyle veya böyle diyeceğim şu ki ümitsiz yaşanmaz kardeşim, ümitsiz yaşanmaz. Her ümidin hayal kırıklıklarına dönüşme ihtimali olsa da onsuz bir hayatı düşünemiyorum. Bu böyle biline.