Birkaç gün önce, ulusal gazetelerin birinde, dış ülkelerden aldığımız tarım ürünlerinin listesini, ton olarak miktarlarını ve ödediğimiz dolarları okudum.
İlkokulu okuduğumuz 1940’lı yıllarda dış ülkelere sattığımız tarım ürünlerini okurduk, okuma kitaplarından.
Yaklaşık 75-80 yıl sonra, gördüm ki, dışardan aldıklarımızın hiç birini kendimize yetecek kadar üretemiyormuşuz.
Nedir şimdi dışarıdan aldığımız ürünler:
Kırmızı mercimek, pirinç, badem, soya fasulyesi, Arpa, buğday, portakal, ay çiçeği, muz, mısır, şeker, pamuk, zeytinyağı, tütün vb.
Bunların hanisi bizim ülkemizde yetişmez?
Tümünün yetişeceği bölgelerimiz ve yetişmelerine uygun iklim koşullar var.
Niye yetişmiyor?
Bunları yetiştirecek üreticileri desteklemedik. Daha geniş bir ifadeyle; tarımı öldürdük.
Böyle devam edersek, her yıl 354 milyar doları nereden bulacağız bu ürünleri almak için?
354 milyar dolar yalnız tarım ürünlerine ödediklerimiz. Daha pek çok sanayi ürünümüz var.
Örneğin; şeker fabrikalarımızın tümünü özelleştirdik. Özelleştirdiklerimizin çok azı şeker üretiyor ve ihtiyacımızı karşılamıyor.
Kâğıt fabrikalarımızın tümünü özelleştirdik. Şimdi kâğıdı ve baskıda- kullanılan tüm madde ve malzemeleri dışardan alıyoruz.
Yakın zamana kadar; dışarıya pamuk, satan, buğday satan, incir, üzüm satan, tütün satan ve daha nicelerini satan ülkemize ne oldu şimdi?
Yabancılara maden işletmeleri için, zeytinliklerimizi, başka amaçlarla buğday tarlalarımızı, lüks villalar yapıp satmak için orman arazilerimizi, birilerinin para kazanmalarını sağlamak için, belediyelerimize ait bir kısım arazilerimizi elden çıkarırsak, olacağı budur.
Öğünmek için mangalda kül bırakmıyoruz ama durum da ortada.
Bırakınız tarım, ülkemiz hiçbir alanda böğle olmamalıydı.
Bundan daha ağır koşullar altında, 1923-138 arasında ulaştığımız duruma bile geri dönemedik.
Yazık oluyor ülkemize ve ülkemiz insanlarına.