enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Tarihî Sevdiren Adam: Yavuz Bahadıroğlu-2

03.02.2021 10:13
0
A+
A-

Tam bir kitap kurdu olan, kitapla yatıp kitapla kalkan Yavuz Bahadıroğlu, daha sonraki yıllarda ilk fırsatta “Monte Kristo Kontu” ve “Üç Silahşörler” adlı kitapları okuyarak Batı romanıyla tanışmıştır. Ardından “Notre Dame’ın Kamburu”, “Mai ve Siyah”, “Madam Bovary”, “Goriot Baba”, “Vadideki Zambak”, “Rüzgâr Gibi Geçti” romanlarını okuma imkânına kavuşmuştur. Daha sonra Rus klasiklerine merak sarmış; “Anna Karenina”, “Harp ve Sulh”, “Suç ve Ceza”, “Karamazof Kardeşler” i okumuştur. Oradan Amerikan romanlarına geçmiş, sonra da Alman romanına ve şiirine. O, Faust’u ve Hintli Tagor’u okuduğunda 13-14 yaşlarında olduğunu söyler. Bütün bunlar onun ne büyük bir okuma iştahı olduğunu gösterir. Okuduğu bu klasikler ona, ileride işine yarayacak iyi bir okuma kültürü kazandırmıştır.

Öğrenmeye meraklı bir çocuk olan Bahadıroğlu, okuma yazmayı öğrenir öğrenmez aklına takılanları yazmaya başladı. O, ilk yazarlık tecrübesini henüz ilkokul çağlarında iken bir okul gazetesi çıkararak edindi. Duvar gazetesindeki eleştiri içerikli yazılar yüzünden ilk sansürü de okul müdüründen gördü. Fakat yazmaktan asla pes etmedi. İlerleyen zamanlarda yazdıklarını daha geniş kitlelerle paylaşmak istedi. Onları İstanbul gazetelerine gönderdi. Bediüzzaman Said Nursi’nin meşhur avukatı Bekir Berk’in kendisine hediye ettiği daktiloyla ilk roman denemesini yazdı. Bu romanı İstanbul’da bir yayınevine gönderse de buna bir cevap alamadı. Bu durum onu daha da hırslandırdı. İstanbul ona gelmeyince, 1971 yılının Haziran’ında o İstanbul’a gitti. Önce gazetelerde muhabir olarak çalışmaya başladı. Toplumun alt katmanlarındaki değişik meslek kesimlerinden insanlarla röportajlar yaptı. Bir ilk özelliği taşıyan bu ilginç röportajlar okurlar tarafından çok beğenildi; Babıâli’de sıkça konuşuldu.

Yazmaya sevdalı olan Bahadıroğlu, bir gün gazetedeki arkadaşlarının farklı ve ilginç yönlerini eleştiren gülmece tarzı bir yazı yazdı. Bu yazı, gazetenin sahibi Mehmet Kutlular tarafından çok beğenildi. Bundan sonra siyasî eleştiri yazıları yazmaya başladı. Gazetede aynı anda birçok yazı yazdığı için bu tarz yazılarında “Şeref Baysal” takma adını kullandı. Arkasından da “Faruk Fırat, Veysel Akpınar, Bahadır Alp” gibi müstear adlarla yazılar yazdı.

İstanbul’da umduğunu bulan Yavuz Bahadıroğlu, Rize’deki ailesini de İstanbul’a getirdi. Belli ki İstanbul’da kalıcı olacaktı. Fakat onun gayesi gündelik politik yazılar yazmaktan öte, tarihi romanlaştırmaktı. Bu amaçla ilk ziyaretini Osmanlı’nın kurulduğu topraklar olan Bilecik’in Söğüt ilçesine yaptı. Bu gezi ona “Sunguroğlu” romanını ilham etti. Gece gün demeden Sunguroğlu romanını yazıp bitirdi. Roman evvelâ gazetede tefrika edilecekti. Fakat gazetede gerçek adı “Niyazi Birinci”nin yanında, birçok adla yazı yazdığı için, ona yeni bir müstear ad gerekiyordu. Gazetenin hukuk müşaviri Avukat Bekir Berk, ona “Yavuz Serdaroğlu” müstearını teklif ettiyse de o, söz konusu ismin “Yavuz” kısmını aldı, ona bir de Bahadıroğlu” soyadını ekledi. Böylece bir ömür kullanacağı Yavuz Bahadıroğlu doğdu.

Niyazi Birinci, “Yavuz Bahadıroğlu” ismini benimsedi ve eserlerinde kullandı. Hatta zamanla kendi adını bile unutturdu. Zaten çoğu insan bu adı onun gerçek adı olarak biliyordu. İlk romanı olan “Sunguroğlu” Yeni Asya gazetesinde “Yavuz Bahadıroğlu” adıyla gün gün tefrika edildi. Romanın yayımlanmasıyla gazetenin tirajında ciddi bir artış oldu. Daha sonra Sunguroğlu romanı kitap olarak da basıldı ve okurlar tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Yavuz Bahadıroğlu, o günlere dair anılarını ve izlenimlerini şöyle anlatır:

“İlk kitabım Sunguroğlu’nu 1972 yılında yazdım. Sunguroğlu, henüz gazetede yayınlanma aşamasında iken büyük bir ilgi gördü. Ardından Buhara Yanıyor ve Elveda Buhara isimli kitaplarım yayınlandı. Bu ikisi gerçekten kırılması zor satış rekorları kırdı. Bir yandan da Niyazi Birinci imzasıyla çocuklara yönelik eserler üretiyor ve bir günlük gazetede Şeref Baysal ve Veysel Akpınar imzalarıyla iki köşe yazısı birden yazıyordum. Romanlarıma ‘tarihî roman’ dediler ama ben onları hiçbir zaman öyle görmedim. Bence yazdıklarım tarihî roman değil, bendeniz tarihin romanını yazıyorum. Yani tarihî olguyu romanlaştırıyorum.”

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.