Başlıktaki deyim, bize ait değildir. Yazmak istediğim konunun da bununla doğrudan ilgisi yok, dolaylı olarak vardır. Yazıyı okursanız, ne söylemek istediğimi anlayacaksınız.
Bir ailede, büyükler, çocukları arasında fark gözetirse, birini, ötekine üstün tutarsa, o ailede düzeni sağlamak olası değildir.
Adına devlet dediğimiz topluluk da büyük bir ailedir. Devletler de, bireyleri arasında ikincilik yapmaz, adaleti, eşitliği sağlar.
Sağlamazsa ne olur?
İçerde ve dışarda direnci zayıflar.
Bu konuyu, İstiklal Marşı’mızın yazarı ve düşünce adamı Mehmet Akif Ersoy ne güzel açıklamış:
“Tefrika girmezse bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez”
O nedenle, en küçük birim olan aileler de, dernekler, kooperatifler, şirketler ve uluslar da, bireyleri arasındaki eşitliğe, birini ötekinden farklı görmemeye özen gösterirler. Görev dağılımında taşları yerine oturturlar.
Taşlarla duvar yapan ustalar, hangi taşın nereye koyulacağını iyi bilirler. Çünkü taşların yapıları değişiktir. Duvarlarda özellikle, köşelere gelen köşe taşlarının diğerlerinden farklı yapıda olması gerekir.
İnsanlar da farklı eğitimler almıştır. Zekâ durumları, yetenekleri, olayları algılamaları birbirine eşit değildir. Tarım alanındaki bir göreve veterineri, sağlıkla ilgili bir göreve ziraatçıyı, muhasebeyle ilgili bir görece marangozu getirirseniz olmaz.
Taşlar yerine oturmalı demekle, anlatmak istediğimiz budur.
Kırıkkale Silah Fabrikası birkaç yıl üst üste zarar gösteriyormuş. Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel; “Bana, bu fabrikanın zararını önleyecek birini bulun” emrini vermiş. Demişler ki; “Sayın Başbakan, böyle biri var ama Halk Partili. Başbakan onlara, “Ben size şu partili, bu partili olsun demedim. Bu konuda ehil birini bulun dedim” demiş. O Halk Partili dedikleri kişiyi bulmuşlar, Başbakan o görevi vermiş, iki yıl içinde adam hem zararı ödemiş, hem de fabrikayı kâra geçirmiş.
Her siyasi partinin içinde, taşları yerine oturtacak kişiler vardır.
Önemli olan, her alanda, taşları yerine oturtacak kişileri bulmaktır.