Orhan Karaveli, değerli bir araştırmacı, gazeteci ve yazardı. 1930 yılında, bir Ankara ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Gümüşhaneli Ali Beyin torunu, Muhsin Beyin oğlu, Gün Gürbüz Kadirbeyoğlu ile İstanbul Galatasaray Lisesinden beri arkadaştılar. Birlikte Gümüşhane’ye geldiler. Gazetemiz Kuşakkaya’yı da teşrif ettiler. Tanıştık, konuştuk. “Gazetenizin bu sayısı için bir yazı yazabilir miyim?” dediler. O günkü sütunumu kendilerine verdim. 15-20 kadar geçen süre içinde yazıyı yazdılar.
Orhan Karaveli; Galatasaray Lisesinden sonra İstanbul Hukuk Fakültesinde ve Londra Politeknik Okulunda okudu.
Genç yaşta gazeteciliğe başlayan Orhan Karaveli, çeşitli ulusal gazetelerde okudu ve Milliyet Gazetesinin Londra temsilciliğine yaptı.
20’den çok değerli eser yazdı Karaveli. Eserlerinin arasında yaşamını Moskova’da geçiren Nazım Hikmetle yaptığı röportajı da kitap haline getirdi.
Karaveli’nin “Atatürk, Babam ve Ben” isimli eseri, Gazeteciler Cemiyetinin basın müzesinde yer almaktadır.
Eserlerinden biri hakkında yazdığımı küçük notu, lütfedip, eserinin tanıtım bölümüne de koymuştu.
Gazetecilik, yalnızca bir gazetede uzun ya da kısa süre çalışmak, yazı yazmak değil; aynı zamanda yazılarıyla, fikirleriyle topluma ışık tutmak, toplumun önünü açacak yeni düşünceler üretmek, çeşitli alanlarda, kendilerini kanıtlayamayan değerleri ortaya çıkarmak, kendisinin ve eserlerinin, yazılarının uzun yıllar yaşamasını sağlamaktır.
İşte, Orhan Karaveli, bu niteliğe ulaşmış, geriye ölümsüz izler bırakmıştır. Herhalde büyük başarılara imza atmasının ardında, kültürlü bir ailede yetişmesinin de etkileri vardır.
Kendileriyle Gümüşhane’de tanıştıktan sonra bir iki kez telefonla da görüştüğümüz Orhan Karaveli’nin eserleri, basın yaşamımızda silinmez izler bırakan eserler arasındadır.
Karavelinin aramızdan ayrılması çeşitli gazetelerde ve özellikle de son yıllarda yazı ve araştırmalar yaptığı Cumhuriyet Gazetesinde de yer buldu.
Kendilerine Allah’tan rahmet, Karaveli ailesine, yakınlarına ve basın camiasına başsağlığı dilerim.