enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Bir Dava ve Aksiyon Adamı

07.03.2023 12:01
0
A+
A-

Ali Şükrü Bey’in kararlı, inatçı tutumu başının belaya gireceğinin bir göstergesiydi. Nitekim öyle de oldu. Meclis görüşmelerinin birinde bardağı iyice taşırdı. O zaman meclisi Hasan Fehmi Bey yönetiyordu. Gerisini o dönemleri bizzat yaşayan Mahir İz’den dinleyelim: “Başkan ‘Efendim on beş kişi söz aldı, isimlerini okuyorum.’ dedi. Daha liste tamamlanmadan, gözlüklü ve Osmanlı bıyıklı genç bir zât salon kapısının sağ tarafındaki orta köşesinden haykırdı: ‘Reis Bey! Söz istiyorum. Ben üçüncü olarak söz almıştım, sekizinci sırada okudunuz, lütfen sırayı tashih (düzeltiniz) buyurunuz’ dedi. Reis ‘Efendim! Biz burada divan kâtipleri beylerle üç kişiyiz, sizden daha iyi görürüz, listede yanlışlık yoktur.’ deyince; ‘Reis Bey! Ben söylediğim sözü bilirim. Dikkat etmiştim, üçüncü olarak söz almıştım, hakkımı istiyorum.’ dedi. Reis bunun üzerine : ‘Ali Şükrü Bey! Müzakereyi ihlâl ediyorsunuz, hakkınızda nizamname-i dâhiliyeyi (iç tüzük) tatbik edeceğim.” dedi. Ali Şükrü, hak istemeye devam edince: ‘Rica ederim Ali Şükrü Bey! Tıkanıklığa sebep oluyorsunuz.’ derken Ali Şükrü Bey salonu terk etmişti.” (Yılların İzi-Mahir İz- İzYayınları)

O akşamdan sonra Ali Şükrü Bey kaybolmuştu, daha doğrusu kaçırılmıştı. 27 Mart 1923 günü Ali Şükrü Bey mecliste bir daha görülmemişti. İkinci grup mensupları, hastalığında bile gelmemezlik yapmayan liderlerini çok merak etmişti. 27-28-29 Mart… Derken telaşlanan grup hemen Trabzonlu Ali Şükrü Bey’i her yerde aramaya başlamıştı.

Başkent Ankara’nın dört bir yanı titizlikle aranıyordu. Birkaç gün sonra Şükrü Bey’in cesedi bulunmuştu. İple boğularak öldürülmüş, Çankaya sırtlarında toprağa gömülmüştü. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in şehit edilişi üzerine Ankara tam anlamıyla alarma geçmişti. Onu öldürenlerin kim olduğu kulaktan kulağa dolaşıyordu. Herkes kendince tahminler yapıyor, fikirler ileri sürüyordu. Cumhuriyet tarihinin bu ilk siyasî cinayeti, ülkesini seven ve milli değerlerine düşkün olan büyük küçük herkesi derinden üzmüştü.

Belli ki bazı radikal kesimlerin aykırı seslere hiç mi hiç tahammülü yoktu. Recep Peker’in bile “Çok temiz, mert ve vatanperver bir arkadaş!.. Yalnız sinirli!… Coştu mu kabına sığmıyor” dediği mert bir muhalif böylece ebediyen susturulmuştu. Suç, Giresunlu hemşehrisi Topal Osman Ağa’nın üzerine yıkıldı. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş oluyordu! Nihayet Topal Osman da katledildi. Bununla da yetinilmeyerek başı kesildi. Meclis’in kapısına ayaklarından asıldı. Bu olayların ardından Birinci Meclis dağıtılıp titizlikle tek tek belirlenen isimlerden oluşan İkinci Meclis kuruldu ve Lozan bu Meclis tarafından onaylandı.

Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in şehit edilişi üzerine Ankara alarma geçmişti. O’nu öldürenlerin kim olduğu kulaktan kulağa dolaşıyordu. Ali Şükrü Bey, Topal Osman ve adamları tarafından boğdurularak öldürülmüştü. Topal Osman aslında Ali Şükrü Bey’in en yakın arkadaşlarından biriydi. Zira Topal Osman, Trabzon havalisinde Pontosculara karşı yaptığı mücadeleyle tanınıyordu. Çoğu zaman birlikte oturur, çay içer, nargile çekerlerdi.

Ali Şükrü Bey’le Topal Osman sürekli diyalog içindeydi. Çünkü aynı yörenin, aynı iklimin insanıydılar. Birbirlerini ziyaret ederlerdi. Yine günlerden bir gün Ali Şükrü Bey, Topal Osman’ın daveti üzerine Samanpazarı’ndaki evine gitmişti. Odaya girildiği zaman orta yerde tabure gibi küçük bir şey ve karşılıklı arkalıksız hasır örme iki sandalye bulunuyormuş. Osman Ağa kapıya bakan iskemleye geçmiş, Ali Şükrü Bey de karşısındaki iskemleye oturmuş. Nargileler gelmiş. Nargileyi fokurdatırken bir yandan da lakırdı ediyorlarmış. Bu arada kahveler gelmiş. Ali Şükrü Bey kahve fincanını eline alır almaz, Kara Donlu çete efradından dördü yağlı ipi Ali Şükrü Bey’in o eğilmeyen başına geçirmişler. Ali Şükrü Bey o esnada: “Osman! Yaktın beni!” demiş ve bir eliyle oturduğu iskemlenin hasırlarına can havliyle o kadar kuvvetle sarılmış ki ölümünden sonra avucunda o hasır parçaları görülmüş.

Topal Osman, Giresunluydu. Çetecilikten gelmeydi. Emri altında silahlı güçleri vardı. Düzenli ordu kurulmadan evvel elindeki silahlı adamlarıyla düşmana karşı gerçekleştirdiği mücadelelerle tanınıyor, seviliyordu. Çankaya’da resmi muhafız kıtası kurulmadan önce, orada Mustafa Kemal’in koruma vazifesini görüyordu. Yani nerden bakılsa yararlı bir kişiydi. Ama gün geldi işler değişti, çok yakın arkadaşını ısmarlama bir cinayet mantığıyla öldürdü. Fakat ‘Su testisi su yolunda kırılır’ misali birkaç gün sonra da kendisi öldürüldü. Yani Topal Osman’ın yaptığı yanına kâr kalmadı. O’nun da güvendiği dağlara kar yağdı, bu sefer de oyun kendi üzerine oynandı. Öyle ki cesedi Ankara’da Taşhan’ın önündeki meydana asıldı.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.