Tatil, kapitalizmin insanların parasını cebine indirmek için sonradan uydurduğu (tasarladığı) ve bir şekilde insanların ihtiyaç listesine koyduğu (gerekliliğine ikna ettirdiği) çok da tarihî geçmişi olmayan bir kavramdır. Çok zorlasak bile ancak 100-150 sene geriye götürebiliriz bu kavramın serencamını. Tarihin o uzun akışında yeni sayılabilecek bir süre(ç) bu. Fakat çok çabuk girdi insanoğlunun hayatına. Bunda kapitalizmin iştahının etkisi çok büyük. Zira kapitalizm böyle bir ekonomik alan açıp cebini doldurmayı çok arzuluyordu. Bunu da sonunda başardı. İnsanlar tatile gitmek için neyi var neyi yok hepsini ortaya koydu. Hatta bu iş, zaman içerisinde sınırları açık (sınırsız) ve anlamsız bir lük(ü)s hayat yarışına evrildi. Bu anlamsız yarışta geri kalanlar, kendilerini huzursuz ve eksik hissetmeye başladı.
Günümüzün sözde modern insanı Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi’nin ilk aşaması olan “Fizyolojik İhtiyaçlar” kısmına “yeme, içme ve barınma” yanında bir de tatil eklemiş bulunmaktadır. Şaka bir yana, bu yazılı olarak yoksa da pratikte ikame edilmiştir.
Tatil yoğun olarak bir yaz aktivitesi olsa da kış tatili de mevcut sisteme dahildir.
Eskiden çok da ihtiyaç olarak görülmeyen, zamanımızda her geçen gün insanların hayatında daha çok ve daha etkili olarak yer almaya başlayan tatil kavramı hayatın öncelikleri sırasına girme eğilimindedir. İnsanlar hayatını planlarken tatili de dikkate almaktadır artık.
Tatillerin planlanmasında (nerede, nasıl bir tatil yapılacağının kararının verilmesinde) maddi imkânların yanında zevklerin ve yaşanılan coğrafyanın da etkili olduğunu söylemeye bile gerek yok, sanırım. Bu noktada yaz tatilleri pastanın çok önemli bir kısmını teşkil ediyor.
Türkiye’de ve dünyada tatil dendiği zaman akla gelen ilk mevsim tartışmasız olarak yazdır. Oysa kış mevsimi de tatil periyotları içerisinde kendine ciddi oranda yer bulmuştur. Yani tatil yoğun olarak bir yaz aktivitesi olsa da, kış tatili de mevcut sisteme dahildir.
Türkiye’de kış tatili (kış sporları) denildiğinde, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan birçok kayak ve snowboard merkezi akla gelmektedir. Ülkemizin dört bir yanında yer alan bu merkezler, hem amatör hem de profesyonel kayakçılara hitap eden pistleri, modern tesisleri ve eşsiz doğal güzellikleri ile kış tatillerinin vazgeçilmez adresleri arasında yer alır. Fakat bu imkânlar yanı başımızda olduğu hâlde çoğumuz kış tatilini tercih etmeyiz. Bunun sebepleri havanın soğukluğu, yerleşik alışkanlıklarımız ve çalışma hayatımızın buna pek de elverişli olmayışı şeklinde sıralanabilir. Oysa bir tatil cenneti olan ülkemiz bu konuda birçok fırsatı bizlere sunmaktadır. Ağrı, Uludağ (Bursa), Palandöken (Erzurum), Kartalkaya (Bolu), Sarıkamış (Kars), Zigana (Gümüşhane), Yıldız (Sivas), Davraz (Isparta), Erciyes (Kayseri), Ilgaz (Kastamonu), Kartepe (Kocaeli), Ergan (Erzincan) gibi büyüklü küçüklü dağlarla çevrili olan Türkiye; kış tatili destinasyonunda dünya ölçeğinde çok önemli bir yere ve paya sahiptir. Bu imkânları daha çok başka ülkelerden gelen turistler kullanmaktadır.
Tatil artık kapitalizmin her geçen gün güçlenen kolonlarından biridir.
Aslında etik değerlerden nasibini alamamış, empati duygusunu rafa kaldırmış olan vahşi kapitalizm üretim ve tüketim cenderesinde iyice yorduğu ve yıprattığı modern çağın insanına “tatil” denen kavramı lütfetmiştir(!) Bunu gerçekte zamanın çarklarında yorgun düşen insan için değil, kendini ayakta tutabilmek ve güçlü kılmak için yapmıştır. Zira tatil kavramının nihai gayesine ve hedefine nazar kıldığımızda karşımıza kapitalizmin çirkin ve sömürücü yüzü çıkar. Tatil artık kapitalizmin her geçen gün güçlenen kolonlarından biridir.