Anadolu’muzun gür sesidir bu toprakların tapusu olan türküler…
Anadolu’muzun gür sesidir bu toprakların tapusu olan türküler… Bozlaktırlar, hoyrattırlar, baraktırlar, aşkla yanan yüreklerde uzun havadırlar… Bu ses dağılır Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Anamur’a kadar… Türküler, dik yokuşlarda tıkanıp kalanların nefesidirler. Sevdalılarda hasretin, cephede savaşanlarda cesaretin söze dökülen izidirler. Gönüllerimiz türkülerle can bulur, aç yaşarız da türküsüz yaşayamayız biz… Hissiyatımızın maddiyatın paletleri altında ezildiği bu çağda, türküler benim gözümde de büyüdükçe büyürler. Türkülere dair dizelere dökülen duygularım uzar gider, hissiyatım buram buram Anadolu kokar:
“Anadolu’muzun dili, gönülde harman türküler
Soframda tuzum ekmeğim, yarama derman türküler
Kerem’i nâra yandıran, yürekte Aslı türküler
Onulmaz dertlere salan, elemli, yaslı türküler
Gurbetten sılaya nâme, ruhuma akar türküler
İbrahim’in ateşinde sinemi yakar türküler
Gözlerimden süzülen yaş, sazımda teldir türküler
Buram buram hasret kokan, bahçemde güldür türküler”
Ölümsüz bir hayata giden yol ölümden geçiyor.
Ömrün hasat zamanı gelince Azrail geride kalanları hüzne boğarak vazifesini ifa ediyor. “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran S. 185) hakikati muhakkak tecelli ediyor. Ölüm bir kere yaşanıyor ama tam yaşanıyor. Allah’ın en sevgili kulu Hz. Muhammed(sav) bile ölüm yolundan geçerek ölümsüzlük makamına kavuştu. Günümüz insanı ölümü soğuk ve sevimsiz buluyor. Oysa hiç de öyle değil. Ölüm aslında Mevlana’nın nitelediği gibi bir şeb-i arus(düğün gecesi) tur. Ölümü itici bulanlar; onu zihinlerden silmek, hatırdan çıkarmak için bin bir türlü yola başvuruyorlar. Fakat bu boş gayretler ölüm gerçeğini örtbas etmiyor. Ölümü başımızdan savamıyoruz. “Şimdi yapacak çok işim var, biraz eğlen sonra gelirsin” diyemiyoruz. Her gün birileri hayattan kopuyor. Bunları görmemek neyi halleder ki!…
Ölümsüz bir hayata giden yol ölümden geçiyor.
Ölümsüz bir hayata giden yol ölümden geçiyor. Ölümsüzlük varken kim tercih eder faniliği?… İşin gerçeği bu olsa da bizler peşin hazları tercih ediyoruz. Dostlarımız elimizden kayıyor da buna müdahil olamıyoruz.
Ölüm meleği bazen bir beyaz kelebeğe dönüşüp konar can çiçeğinin taç yapraklarına. Şirin görünür son demlerini yaşayan faniye. Hakk dostları onu hoşbeş edip karşılar kapı eşiğinde. Çünkü sonsuzluğa götürür yolcularını gül yüzlü süvari… Ölüm ölür ölünce…
“Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir” demişti Resulullah Efendimiz. Gerçekten de öyle değil midir? Hayatın anlamını bize fısıldayan, hak ve hakikat uğrunda dirsek çürüten âlimler değil midir? Onların olmadığı, yol göstermediği bir dünya ne kadar karanlık olurdu.