İçinde bulunduğumuz sosyal ve ekonomik koşullar, dedeli, torunlu ailelerin her birini bir yana savurdu. Hangi aile birimleri olursa olsun, hiçbir aile bireyleri; köyünde, kasabasında, ilinde, hatta bölgesinde bile bir arada değil.
Her ilde bir üniversite var ama yine de çocuklar, istedikleri bölümleri, istedikleri illerdeki üniversitelerde okumak istiyorlar.
Okuyan gençler, kamuda ya da bulundukları yerde iş bulamıyorlarsa, zorunlu olarak başka illere, başka bölgelere gidiyorlar. Bu durumda aileler parçalanıyor. Anne-babalar, varsa dedeler kendi yerlerinde kalıyor, kızlar evlenerek, erkekler okumak ya da bir işe yerleşmek için anne ve babalarından uzaklaşıyorlar. Amcalar, dayılar, teyzeler, başka illerde yaşayan kardeş çocuklarını ve torunlarını, isim olarak da, kişi olarak da tanımıyor, anımsamıyorlar. Hatta, daha üzücüsü; “Gözden ırak olan, gönülden de olur” deyimi var ya, o deyimdeki gibi, gönülden de uzaklaşıyorlar.
Bölünmüş ve dağılmış aile bireyleri, hiç olmazsa belirli günlerde (Düğünlerde, cenazelerde, bayramlarda) bir yolunu bulup yakınlarını, büyüklerini, hatta dostlarını, arkadaşlarını ziyaret etmeli, insani ilişkilerini canlı tutmalılar.
Günümüzde, batılılardan geri kalmayan, gelişmiş, geliştirilmiş iletişim araçları var. Telefonlar var. Hemen herkesin evinde, cebinde telefonu var. Sık sık birbirlerini aramalı, sormalı, hatırlarını almalılar.
Toprak ana, er ya da geç herkesi yutacak. O zaman tümden ayrı kalacaklar. Hayatta iken niye birbirlerinden kopsunlar?
Herkes ailelerinin seceresini tutmalı, uzakta da olsalar, yeni doğanların isimlerini öğrenmeli, secereye kaydetmeliler. Bu konudaki iletişim olanaksız değil.
Birbirlerinden kopuk yaşayanlar bırakın akrabalarını, dedelerinin adlarını unutanlar, hatırlama gereğini bile duymayanlar var.
Böyle toplumlarda, birliği, kaynaşmayı, dışarıdan gelecek zararlara karşı birlik olarak güçlenmeği, karşı koymayı nasıl sağlayacaksınız?
Bir olun, birlik olun, kaynaşın!