Bir muzaffer arıyorsanız o da ölüme tebessüm eden Gazzeli mücahitlerdir.
Gazzeliler, ABD’nin gelişmiş teknolojik silahlarına rağmen bir kez bile geri adım atmadılar. Doğup büyüdükleri vatanlarından göçmeyi, topraklarını terk etmeyi düşünmediler. “Öleceksek adam gibi ölelim.” dediler. Elif gibi dimdik durdular. Virgül gibi eğilip bükülmediler. Zira onlar biliyordu ki “Allah inananlarla (müminlerle) beraberdir.” (Enfal 19)
Filistin ve Gazze tarafında yaşananlar görünürde hezimet gibi yansısa da aslında Gazze manevi açıdan bu savaşı çoktan kazandı. Gazze iki senelik zorlu süreçte ölümüne direndi, Hak ve hakikat katında çok şeyler kazandı. Bir muzaffer arıyorsanız o da ölüme tebessüm eden Gazzeli mücahitlerdir. Merhum Sezai Karakoç “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.” mısrasıyla genel anlamda bu gerçeği dile getirmektedir. Yine de onların fedakarlığını, gözü pekliğini ve cesaretini bütün dünya görse de görmezlikten gelmektedir.
7 Ekim 2023 tarihinden beri tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de işlenen soykırım öyle az buz bir şey değildir. Bu vahşete direnmek ölüme gülümsemeyi gerektirir. Bu ölüm fırtınasının önünde sapasağlam bir iradeyle durmak her babayiğidin harcı değildir. Ölüm kusan o bombaların altında varlık mücadelesi vermek için mangal gibi yürek gerekir. Gazzeli kardeşlerimiz vatan için, Allah’ın davası için o mücadeleyi fazlasıyla verdiler, vermeye de devam ediyorlar. Son nefeslerine kadar direnerek ayakta durmaya çalıştılar. Teşbihte hata olmaz derler ya, ben bu minvalde Gazzelileri Asr-ı Saadet dönemindeki sahabelere benzetiyorum. Tabii ki İslâm tarihinde sahabelerin yeri ayrıdır ama verilen samimi ve amansız mücadele, savunulan dava yönüyle benzerlikleri çoktur.
Gazze’de yaşanan vahşeti ve soykırımı her daim dünya gündeminde tutacağız.
Acılara ve gözyaşlarına gark olan Filistin ve Gazze bugünkü Müslümanların (İslâm ümmetinin) tartışmasız baş meselesidir. Bu konuyu görmezden gelmek ve bunu unutturmaya çalışanların art niyetlerini görmemek ahmaklıktır. Ümmetin başına bir belâ olarak çöken İsrail’in (Siyonistlerin) gerçekleştirdiği soykırım şahsî meselelerimizden çok daha ehemmiyetlidir. Nasıl ki günde beş vakit namaz kılarak imanımızı güçlendiriyorsak işte öyle de günün her vaktinde Gazze’yi düşünerek ve mazlumların dertleriyle dertlenerek de ümmet bilincimizi güçlendirmeliyiz. Aksi takdirde sorumluluktan kurtulamayız.
Gazzeliler kardeşimizdir. Onların derdi derdimizdir. Senelerden beri bir cendereye mahkum edilen Gazzeli kardeşlerimizin canı yanınca bizim de canımız yanıyor. Onların acısı arttıkça bizim de acımız artıyor. Zira Nu’mân b. Beşîr’in naklettiğine göre âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin belirttiği gibi “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.”
Gazze’deki Müslümanların ağladığı yerde biz gülemeyiz. Malımızla ve canımızla Filistin’in yanında olmak aslında bir tercih değil, Müslüman ümmetinden olmanın gereğidir.
Müslümanlar (Ümmet-i Muhammed) Gazze’de yaşananlara duyarsızlaştığı vakit ümmet olarak bu savaşı kaybetmişiz demektir. Gücümüz yettiğince Gazze’de yaşanan vahşeti ve soykırımı dünya gündeminde tutacağız, asla unutmayacak, unutturmayacağız. Bu tabii ki kuru lâfla da olmuyor. En azından fert olarak yapabileceğimiz şey İsrail ve ona kol kanat gerenlerin mallarını almamaktır, yani boykottur. Nasıl ki İsrail açlığı ve susuzluğu bir silah olarak kullanıyorsa bizler de boykotu bir silah olarak kullanabiliriz ve de kullanmalıyız. Yoksa vicdanlarını çoktan kaybetmiş ve insanlıktan çıkmış olan Siyonistler sizin sokaklarda yürümenizden ve nefretinizi ifade eden sloganlar atmanızdan çok da müteessir olmazlar. Bizim inancımızda (İslâm inancında) zulüm kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın her çeşit zulmün ve onun faili olan zalimin karşısında durmak insanlığın bir gereğidir. Gazze’de yaşananlar nerede yaşanırsa yaşansın tepki göstermek vazifemizdir.