enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Hayattan Kesitler Yahut Serlevhalar-4

30.07.2025 11:20
0
A+
A-

“Ölümden ne korkarsın, korkma ebedî varsın.”

Derviş Yunus, ta sekiz asır evvelinden “Ölümden ne korkarsın, korkma ebedî varsın.” diye haykırsa da ölüme tebessümle bakmayı bir türlü beceremiyoruz. Ölümün bir ceza değil, bir lütuf ve armağan olabileceğini akledemiyoruz. Başa gelen ölümü metanetle karşılayamıyoruz. Ölümün kıyısında dolaştığımızı, ölmek için yaşadığımızı düşünemiyoruz. Yine aynı Yunus’un “Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez” veciz sözünü içselleştiremiyoruz. Oysa Yunusça bir deyişle ifade etmek istersek “Cânın terketmeyen, maşukun bulmaz” Maşukumuzu bulmak için, ruhu ten kafesinden kurtarmalı, ona ebedî hürriyet yolunu açmalıyız.

Dünyaya gelmek, ölüm kapısını aralamaktır bir anlamda. Zira Âşık Veysel’in deyimiyle “iki kapılı bir han”da gidiyoruz gündüz gece. Bu kapılardan biri doğumsa, öteki de mutlak hakikat olan ölümdür. Cenap Şahabettin ne güzel söylemiş “Hepimiz ölümün nişanlısıyız” diye. Bence hayata geliş gayemizi unutarak, uçurumun eşiğinde yalpalamak ölmekten daha beterdir. Amaçsız yaşamak, hakikatte yaşamak değil, nefes alıp vermektir.

Zaman akıp gider biz fark etmesek de…

Zaman akıp gider biz fark etmesek de… Gün gelir şakaklarımıza akların düştüğünü, saçlarımızın beyazladığını aynalar fısıldar bize. Sonsuza akan zaman, dünyada kalış süremizi azaltır doğal olarak… Geleceğe dönük emellerimiz ve umutlarımız sekteye uğrar birden.  Sert bir rüzgâr eser, dağıtır ömür harmanınızı; öyle bir dağıtır ki bir daha toplayamazsınız.

Hayat, varlık yokluk arasında bir köprüden ibarettir. Dünyaya düşen herkes geçer bu ince köprüden. Gece gün demeden kürek çekersiniz hayat denizinde. Vakit gelir deniz tükenir, toslarsınız kıyıdaki yalçın kayalıklara. Camdan gemileriniz tuz buz olur, dağılır etrafa…

Hayat, keskin ve kısa bir çizgiden ibarettir.

Hayat, keskin ve kısa bir çizgiden ibarettir. Ölüm, haber vermeden ansızın gelir bulur muhatabını… Kapıyı bile çalmadan içeri dalar emaneti almaya gelen… Sanki acelesi vardır ölüm meleğinin… Bir saniye bile mühlet vermez. “Biraz zamansız geldin, şu işleri hele bir toparlayım da öyle gelirsin” diyemezsiniz kapınızı ısrarla çalan davetsiz misafirinize. Apar topar alır götürür sizi bedenin gerçek sahibine. Hesap vermek için huzura çıkarılırsınız.

Tarih, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan muhkem bir bilinç köprüsüdür.

Tarih, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan muhkem bir bilinç köprüsüdür. Bu köprü olmasaydı mazimizden haberdar olamazdık; bugünü yarına taşıma imkânından da mahrum kalırdık. Böyle bir durumda dostumuzu da, düşmanımızı da hakkıyla bilemezdik. Sürekli aynı hatalara düşerdik. Bu noktada Üstad Mehmet Akif’in şu serzenişini de göz ardı etmemek gerekir: “Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar/Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Dünyada bizim kadar köklü bir tarihî ve medeniyeti olan milletler nadirattandır.

Çok şükür ki şeref tablolarıyla dolu çok zengin bir tarihî geçmişimiz vardır. Dünyada bizim kadar köklü bir tarihî ve medeniyeti olan milletler nadirattandır. Fakat ne yazık ki millet olarak “Derya içredir deryayı bilmezler” misali bu büyük tarihî zenginliğin farkında bile değiliz; bu yüzden de bunun kıymetini bilmiyoruz. Amerikalı tarihçi Bernard Lewis’in bizimle ilgili çok güzel bir sözü vardır: “Batı ülkelerinde bir lise öğrencisi eski metinleri okur ve anlar. Siz bir harf devrimi yaptınız, eski metinler kütüphanelerde kaldı. Eski metinler, zamanında çok ağdalı idi. Binaenaleyh Türk tarihçisine çok önemli vazife düşmektedir. Tarih bir milletin hafızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hafızasını kaybetmiş insana benzer.”

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.