Resulullah Efendimizin hadisleri ve sünneti Kur’an dairesindedir.
Peygamber Efendimiz hadislerinde bir anlamda Kur’an’ın yorumunu, tefsirini; sünnet-i seniyyesinde de tatbikini yapmıştır. Bu aslında Müslümanlar için büyük bir kolaylık ve nimettir. Hadisleri yok farz ederek her şeyi Kur’an içerisinde aramak hem anlamsız hem gereksiz hem de yanlış bir tutumdur. Çünkü Kur’an’da ayrıntılar yoktur. İslâm’ın emir ve yasaklarına dair ayrıntıları Resulullah’ın hayatından edindiğimiz örneklerle öğrenip tatbik ediyoruz. Hiçbir Müslümanın sünneti dışlamak gibi bir densizliğe girmesi düşünülemez. Zira gelen vahiyleri en iyi açıklayan ve hayatına tatbik eden Resulullah’tır. Kur’an’ı ve Müslümanlığı sadece meal ve tefsirlerden değil, Resulullah’ın söz ve uygulamalarından daha doğru bir biçimde anlayabiliriz. Zira o yaşayan Kur’an’dı, Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmıştı.
Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kıyamet gününe, hayır ve şerrin Allahû Teâlâ’dan olduğuna inananlara Müslüman desek de Müslümanın bunun ötesinde bütün güzellikleri hâl ve hareketlerine yansıtan örnek bir karakteri vardır. Zira mümin ayna gibidir.
Sadece “Müslüman’ım” demekle Müslüman olunmuyor. Daha doğrusu Hak katında Müslüman’ın takip etmesi gereken bir yol haritası vardır. Müslümanlığın getirdiği sorumluluklar ve vazifeler çoktur. Müslüman bunları bilmeli ve hayatında uygulamalıdır. Öncelikle Müslümanlar birbirleriyle kardeş oldukları bilincinde olmalı, dayanışma içerisinde hareket etmelidirler. Müslüman aynı inancın mensubu olan kardeşini sevmeli ve kayırmalıdır. Peygamberimiz bu konuda şöyle diyor: “Müminlerin birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte misali, tıpkı bir vücut gibidir. Vücuttan bir organ rahatsız olduğunda, vücudun diğer organları da, uykusuzluk ve ateşle ona katılır.” (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66).
Müslüman, ahlâkı güzel ve emin insan demektir.
İyi Müslüman, başkalarının kendisinden emin olduğu kimsedir. Mütekâmil Müslüman hak yemez; zulmetmez; haksızlık karşısında asla susmaz. Başkalarının gizli hallerini araştıran, zan bataklığında çırpınan ve gıybet eden kişilerin derhal tövbe ederek iman tazelemesi tavsiye edilir. Zira bu gibi eylemler insanı sırat-ı müstakimden çıkararak manevî uçurumlara sürükler. Aşağıdaki ayet Müslümanları bu gibi davranışlardan uzak durmaya davet etmektedir:
“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur).” (Hucurât, 49/12)
Bugün Müslümanlar, imamesi kopmuş bir tespih gibi darmadağın bir haldedir.
Müslüman’ın, aynı inancı paylaştığı diğer Müslümanların dertleriyle dertlenmesi, sıkıntılarını bölüşmesi, sevincini paylaşması bu mukaddes inancın bir gereğidir. “Kim Müslümanların derdini kendi derdine mâl etmezse onlardan değildir.” hadisi buna işaret etmektedir. Fakat günümüzde Müslümanlar, imamesi kopmuş bir tespih gibi darmadağın bir görünüm arz etmektedir. Müslümanların, kardeşi hükmünde olan diğer Müslümanların dertleriyle dertlendiği yok. Bırakın dertlenmesini, tavır ve davranışlarıyla Müslüman kardeşinin derdini daha da çoğaltıyor, içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.
Müslümanlar, üzerindeki Müslüman etiketinin bilinciyle hareket etmiyor. Bunu merhum milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy şu dizeleriyle hakkıyla ve lâyıkıyla ifade ediyor: “Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…/Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nâfile!/Kaç hakîkî müslüman gördümse, hep makberdedir;/Müslümanlık, bilmem amma, gâlibâ göklerdedir!” Yine aynı Mehmet Akif, ümmetin bugünkü dağınık durumunu bir fabl örneğine büründürerek şöyle dillendirmektedir: “Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,/Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi./Lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,/Sanki tavşanmış gelen, yâhud kılıksız köstebek!/Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı…/Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!../Bir hakîkattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:/Hâlimiz merkeble kurdun aynı, aslâ farkı yok./Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız!/Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!/Saygısızlık elverir… Bir parça olsun arlanın:/Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!/Davranın haykırmadan nâkûs-i izmihlâliniz…/Öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zîrâ, hâliniz:/Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!/Davranın, zîrâ gülünç olduk bütün bir âleme”