Bilinmelidir ki dünya ve ahiret saadeti yalnız ve ancak İslâm’dadır.
Dünya ve ahiret saadeti ancak güzel ahlaâkla elde edilir. Müslümanlığı hakkıyla yaşayan ve yaşatan kişiler iki cihan saadetini yakalamış insanlardır. Onlar dünyada da ahrette de huzurludurlar. Bu demek değildir ki dünyada onların başına belâ ve musibetler gelmez. Elbette onlar da imtihana tabi oldukları için belâ ve musibetlerle sınanırlar. Demirin sağlam olabilmesi için yüksek ateşte yeterinde kalması gerekir. İnsanları güçlü kılan da çektikleri zorluklardır. Zaten kolay elde edilen şeylerin ömrü kısa olur, onlar kişiye mutluluk da getirmezler. Hayata bu pencereden baktığımızda imtihan sırrını hakkıyla kavrayabiliriz.
“Din güzel ahlâktır” diyen Peygamberimiz yeryüzüne gönderilmiş bir ahlâk abidesidir. Onda bizim için güzel ahlâk adına emsalsiz numuneler vardır. Saf ve duru Müslümanlığın en güzel örnekleri ondadır. O Resul ki bir hadisinde “Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olanınızdır.” diyor. Yine o büyük insan güzel ahlâk için gönderildiğini söyleyerek tabi olunacak ve örnek alınacak insan modelinin kendisi olduğunu söylüyor. Onun şu duası da güzel ahlâkın değerine işaret ediyor: “Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim.” Bizler de Rabbimizden mal mülk, evlât değil de öncelikle ve özellikle güzel ahlak dilemeliyiz.
Günümüzde Müslümanların tavır ve davranışlarını yeniden gözden geçirip İslâm’ın ilkelerine göre tanzim etmesi gerekir. Bu hâlimizle hem Müslümanlığı eksik yaşıyoruz hem de yanlış bir Müslüman modeli oluşturuyoruz. Bizim davranışlarımıza bakanlar bizi değil, Müslümanlığı eleştiriyorlar. Hiçbirimizin Müslümanlığı zedeleme hakkı yoktur.
Günümüzde insanların zihinleri gereksiz malumat çöplüğüne dönmüştür. Beynimize o kadar gereksiz şeyleri depoluyoruz ki gerekli şeylere yer kalmıyor. Çocuklarımız çok şey biliyor diye seviniyoruz. Fakat bildikleri şeyleri elekten geçirdiğimizde bunların hayatta hiç de kullanmayacakları şeyler olduğunu anlıyoruz. Bu kişilerin çoğunun gerekli dinî bilgileri bilmediklerini, bunları öğrenme sırasına bile almadıklarını görüyoruz. Bu, öncelikle ailelerin hatasıdır. Aile belli bir yaşa kadar çocuğuna kılavuz olmalıdır. Siz çocuğunuza kılavuz olmazsanız çocuğunuzun kılavuzu kargalar olur. Kılavuzu karga olanın sonu da malumdur.
Çocuklarımıza İslâm’ı öğretme sorumluluğu ve zorunluluğu aşikârdır.
Müslüman kimliğini onurla taşıyan ve gereğini hakkıyla yapan sorumluluk sahibi aileler çocuklarına ergenlik çağına girmeden evvel gerekli dinî bilgileri doğru kaynakları esas alarak verirler. Şayet kendileri yeterince bilmiyorlarsa bilenlerden yardım alırlar. Bizler çocuklarımızı sağlam bilgilerle donatmazsak ilerde kulaktan dolma bilgilerle yanlış itikatlara sapabilirler. Günümüzde bunun acı örneklerini kitle iletişim araçlarından takip ediyoruz. Unutulmamalıdır ki Müslüman olduğunu iddia eden kişinin dininin kurallarını bilmesi ve bildiklerini hayatta tatbik etmesi esas vazifelerindendir. Bu aslında zor bir şey de değildir.
Öte yandan günümüzde bazı çevreler ‘Kur’an Müslümanlığı’ kavramını ileri sürerek peygambersiz bir Müslümanlığın tohumlarını ekmeye çalışıyorlar. Bilinmelidir ki Müslümanlığın kitabı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed (sav)’dır. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) Allah’tan aldıklarını ümmetine taşımış, anlaşılmayan yerleri de izah etmiştir. Bu izahlar hadis adı altında bugüne ulaşmıştır. Fakat Peygamberimiz Allah’ın bildirdiklerinin dışında, onlara uzak ve muhalif hiçbir şey söylememiştir. On dört asırdan beri Kur’an, tabir caizse Müslümanlığın anayasası olmuştur. Bundan sonra da olmaya devam edecektir. Onun yerine kendilerince alternatif anlayışlar ve felsefi düşünceler ikame etmek isteyenlerin sonu hüsran olacaktır. Onlar bunu başaramayacaktır. Allah dinini koruyacaktır.