Gümüşhane deyince aklıma hece şiirinin usta ismi Zülfikâr Yapar Kaleli gelir.
1954 yılında Gümüşhane merkeze 25 km mesafede bulunan Keçikaya (Çukut) köyünde doğan Zülfikâr Yapar Kaleli, hece şiirinin usta isimlerinin başında gelir. Aslında “Kaleli” onun soyadı değildir. Nüfusta “Zülfikâr Yapar” olarak kayıtlıdır. Vaktiyle kendisiyle yaptığım bir röportajda hayatına dair şu ifadelere yer vermişti: “Trabzon Erzurum devlet yolunun Gümüşhane’ye 25 km mesafede ve Gümüşhane’nin doğusunda, güneyi ağustos ayına kadar karı eksik olmayan bir kayanın koynuna yatmış, kuzeyinde Kale bulunan Keçikaya köyünde doğmuşum. Benim köyümün insanının tamamı gurbetçidir. Bu sebeple çok aydın insanı vardır köyümün. Gençleri hep okumuştur. Diğerlerinin de çeşitli memleketler görmüş olması dolayısıyla oldukça kültürlüdür insanımız. On çocuklu dürüstlük abidesi bir annenin birinci çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Babam, bizi okutabilmek için yaz kış çalışmaktan evinin yolunu unutan insan olmuştur. Babamdan dolayı yapmadığımız iş kalmamıştır. Geçim zor, ekmek aslanın ağzındaydı her zaman. Allah gani gani rahmet eylesin ikisine de. Onların dürüstlüğü ve azmi olmasaydı Zülfikar Yapar Kaleli de olmazdı.”
Gümüşhaneli şair Zülfikâr Yapar Kaleli, şiirin çilesini çeken adamdır.
Şiire aşkla ve tutkuyla bağlı olan Zülfikâr Yapar Kaleli; şiirin çilesini çeken, özgün bir üslûp sahibi şairdir. Vatan, millet, çile, aşk, ülkü, özlem, edep, zamanın kötülüğü, İslâm ve Türklük gibi milli ve manevi değerlere çok önem veren Kaleli, şiirlerinde bu konulara sıkça yer vermiştir. Yine kendisiyle yaptığım söyleşide ona “Şiir yazmaya nasıl başladınız? Bunun bir hikâyesi var mı?” diye sormuştum. O da şu tatmin edici cevabı vermişti: “Bizim zamanımızda öğrencileri Öğretmen Okuluna (bugün üniversite girişinde olduğu gibi) iki aşamalı sınavla alırlardı. Bu sebepten öğrenciler hep seçkin kişilerdi. 1969 yılında öğretmen okuluna girdim ben. O zamanlar sınıflar arasında rekabet çoktu. Sınıf gazeteleri çıkarılırdı ki bugünkü haftalık gazetelere eşdeğerdi. Bizim sınıfın gazetesinin adı Ergenekon’du. Nedenini hatırlayamıyorum ama bir iki sayıdan sonra “Türk’ün Sesi” diye adını değiştirmiştik. Türk’ün Sesi’nde; hamaset yüklü, kendimce çok güzel olduğunu düşündüğüm bir şiir yazmıştım, on altı kıta. Okulun Müdür Baş Yardımcısı Ekrem Özkan’ın başkanlığında bir heyet gazeteleri kontrol ediyorlar. Ekrem Bey çok sert bir hocaydı. Bu yüzden öğrenciler ondan çekinirdi. Sınıfa girdiler, gazeteyi inceliyorlar. “Bu şiiri kim yazdı?” diye sordu. Korkmuştum, zorla ayağa kalktım ve ‘ben’ dedim. Beni duymamış olacak ki “Bu şiiri yazan çok okumalı çok. Çok okumalı ki iyi yazabilsin” dedi ve gittiler. Şiir gönlüme düşmüştü bir kere. Okudum, okudum, okudum. Çok okudum, az karaladım.”
Gümüşhaneli şair Zülfikâr Yapar Kaleli velut bir kalemdir. Başta şiir muhtevalı olmak üzere, bugüne kadar onlarca kitap kaleme almıştır. Bunlar arasında şunları sayabiliriz: “Şafak Türküsü (Ocak Yayınları, 1996, Ankara), Çivinin İki Yüzü (Ocak Yayınları, 1997, Ankara), Güneşe Gölge Düştü (Berikan Yayınları, 1998, Ankara), Düşler Üşüdü (Berikan Yayınları, 1998, Ankara), Manzara (2000), Kitapsız Şiirler (Gündüz Yayınları, 2007, Ankara), Akıl Yanıyor (Gündüz Yayınları, 2007, Ankara), Esence (Gündüz Yayınları, 2007, Ankara), Kızıl İntihar (Gümüşhane Belediyesi Kültür Yayınları, 2013, Trabzon), Güngörmez(şiir), Memleket Yazıları, Göğümüzün Yıldızları”