Bizim yörelerimizde (Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde) “Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde” diye bir deyim vardı.
Halk deyimleri, yılların deneyiminden süzülerek günümüze kadar gelmişlerdir. Hepsi de, bir gerçeğin ifadesidir.
Dışta olan alacalığı gizlemek söz konusu değildir. Ama insanların içi başka, dışı başka ise, onu kolay kolay fark edemeyebilirsiniz. Çünkü insanlar gerçek yüzlerini gizlerler.
“Dost, yolculukta, alış verişte ya da acı günde belli olur” da bir halk deyimidir.
Arif olan, karşısındakini kısa zamanda, hiçbir deneyime tabi tutmadan anlayabilir. Arif olmayan da, zararını gördükten sonra anlar.
Cahit Sıtkı Tarancı, 35 yaş şiirinde; “Neden böyle düşman görünürsünüz, yıllar yılı dost bildiğim aynalar” diyor ama aynalar hep gerçeği gösterir. Gerçek yüzleriyle ortaya çıkmayan insanlardır.
Şu kadar yıl dost kalmış gibi görünseler de, karşımızdakinin gerçek dost olmadığını fark etmeyen bizleriz.
Şu anda söyleyenini anımsamıyorum ama sanırım bir yabancının görüşüydü; “Bin insandan biri, bir kardeşten daha fazla tutacaktır bizi, onu yirmi yıl arasak da boşa sayılmaz” diyordu.
Bizde ki; “Sen dost ara, düşman başucunda” deyimi de o yabancıyı doğrular niteliktedir.
Yıllar yılı dost kalıyorsunuz, ama hiç ummadığınız bir yerde ip kopuyor.
İp niye kopuyor?
Bir çıkar ilişkisi giriyor araya. Sizden umduğu, beklediği çıkarı göremeyince koparıyor ipi.
Bu gerçek; siyasette de böyle, ticarette de böyle, arkadaşlıkta da böyle.
Niye böyle?
İnsanların alacası içinde, dedik ya. O nedenle böyle.
Kusur, bizi olduğumuz gibi gösteren aynalarda değil, gerçek dostla sureti Haktan dost gibi görünen ama o gerçeği yıllarca fark edemeyen bizde.
Âşık Veysel’in gerçek dostluğu toprakta aramasının nedeni de bu:
“Dost, dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolaştım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır”
Bu dizelerin üstüne başka bir şey söylememize gerek var mı?