Enflasyon İngilizceden dilimize giren bir sözcüktür. Belli dönemlerde fiyatlardaki artışı ifade eder.
Tüm siyasi iktidarların amacı, enflasyonu artırmamak, mümkünse en düşük seviyede tutmaktır. Kimi iktidarlar bunu başarır, kimi iktidarlar başaramaz.
Dünya ülkeleri arasında enflasyonu çok düşük seviyelerde tutan ülkeler vardır. Bir ülkenin iç ve dış borçları yoksa, üretimleri, tüketimlerinden çoksa, bir başka ifadeyle; dışarıya daha çok mal satıyor, dışarıdan daha az mal alıyorlarsa, enflasyonları elbette düşük olacaktır.
Ülkemizin dış borçları da çok, dış borçlarımıza ödediğimiz faizler de yüksek. Enflasyonu düşürdük deseniz de sonuç değişmez. Çünkü halkın genelinin giderleri çok, gelirleri oldukça az.
Türkiye, özellikle tarım alanında, 1960’lara, 70’lere kadar, dünyada kendisine yeten 7 ülkeden birisiydi…
Bugün öyle mi?
Elbette değil.
Tarımı terk edenlerin, ekip biçmeyi bırakanların sayısı günden güne artmaktadır. Bu yüzden olacak, tarım alanlarını, taş ocakları için, çeşitli maden aramaları için, diğer sanayi dalları için kullandırmaya devam ediyoruz.
Ülkemizi yönetenler bunları bilmiyor mu?
Elbette biliyor. Bu güne kadar, her alanda halkı enflasyona ezdirmedik deseler de, pek inandırıcı olmuyor. Bundan sonra neyi nasıl yapacaklarını da söylüyor, hatta iyi durumda olduğumuzu da ileri sürüyorlar.
Önümüzde, büyük bir olasılıkla erken seçim, olmazsa zamanında seçim yapılacak. Halkımız söylenenlere inanıyorsa, siyasi iktidara güveniyorsa, yine seçer ve devam ederler. İnanmıyorsa inandıklarını, güvendiklerini iktidara getirirler.
Dört yılda ya da beş yılda genel seçim yapmamızın anlamı da budur.
Türk halkı; 1960’ların, 80’lerin, hatta 2000’lerin halkı değil. Bilinç düzeyi yükselmiştir. Kim haklı, kim halksızsa, onu seçecek bir düzeye gelmiştir. Hatta birçok konuda, geleceği, yöneticilerden daha iyi görebilmektedir.
Bundan sonra gerçeği yöneticiler değil, halk söyleyecektir. Yeter ki, sistem olarak, cumhuriyetten, demokrasiden, sosyal hukuk devletinden kopmayalım.