Dua Allah’a yalvarma, yakarış demektir. ‘Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek’ anlamlarına gelen dua, yüce kitabımız Kuran’a göre ‘insanın içten bir kalp ile Allah’a yönelmesi, O’na muhtaç bir varlık olduğunun şuuru ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’tan yardım talebinde bulunmasıdır. Kul özellikle darda kaldığı zaman Rabbine sığınır, ondan ister. Çünkü yaratan, besleyen ve koruyan ancak O’dur. İslam dini isteme hususunda Allah ile kul arasına üçüncü bir kişinin girmesine asla müsaade etmez. Bu yaklaşım yüce dinimizin kolaylıklarından birisidir. Bu da gösteriyor ki Yüce Allah kullarını her zaman görüyor, işitiyor; kimliği, makamı, mevkisi ne olursa olsun muhatap kabul ediyor. Sevgi, şefkat, hoşgörü ve merhamet dini dediğin ancak böyle olur.
Dua zaman ve mekân sınırlarını aşmanın bir başka ifadesidir. Dua ibadetin özü, inanan insanların her an hakka yönelen sözüdür, yakarışıdır. Kulun, kendisini yaratan Rabbine maruzatıdır. Beş vakit namazdan sonra açılan ellerimiz ve söyleyen dillerimiz aslında Allah’a muhtaç olduğumuzu ve onun sonsuz kudret sahibi olduğunu beyan eder. Güçsüzün güçlüye ilticası ve onun Rabbaniyetine boyun eğmesi, onun şefkat ve cömertlik ikliminde soluklanması… Duanın bir başka manası da bu olsa gerek…
Yüce Rabbimiz kendisinden istememizi, el açıp yalvarmamızı murat ediyor. Kulun helal dairesinde olan nimetleri istemesi onu mutlu ediyor. Çünkü o isteyene vermekten hoşlanıyor. Yeter ki üslubunca istemesini bilelim. Öncelikle alnımızdan ter akıtalım. İstemeden evvel fert olarak yapılması gerekenleri yapalım. Dualarımızda samimi olalım. Rabbimiz, Habibi Hz. Muhammed(sav)’e şöyle sesleniyor: “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”(Furkan 25/77). Demek ki bizi kıymetli kılan dualarımızdır.
Dualarımızın kabul ve muteber olması için duadan önce iyi iş yapmak, temiz olmak, abdestli olmak, dua başında Allah’a hamdetmek, kıbleye yönelmek, Resullullah’a salâvat getirmek, elleri açıp yalvarmak, sükûn içinde, boynu bükük, mütevazı olmak, kalben korku içinde olmak, alçak sesle ve gizlice dua etmek, Resulullahtan intikal eden, Kuran’da geçen dualarla niyaz etmek, Resulü ve salih kulları vesile etmek, dua ederken kalbinden ne geliyorsa o şekilde dua etmek, kalbi başka düşünceden temizlemek, herkese dua etmek ve sözlerini üç defa tekrarlamak, duanın kabulünün ümidi içinde olmak, kötü dilekte bulunmamak ve salâvat getirmek gerekir. Böyle davranmak duanın kabulünü hızlandırır.
Dua müminin gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, gülen yüzü, helale koşan ayağı, Hakk’a yönelen kalbi, zikreden dili ve fikreden beynidir. Cennet kapıları ancak duayla ve besmeleyle açılır. Cehennem kapılarını sadece dualı diller ve helale uzanan eller kapatabilir. Dua açan gülümüz, seherde esen yelimiz, Hakk’a teslim olan ve onun adıyla titreyen kalbimizdir. Gönül bahçelerimiz onunla yeşerir. Hayat onunla anlamını bulur. O ki içimizdeki karanlıkları aydınlatır, yanan kalpleri serinletir. Fırtınanın tipiye dönüştüğü ve kurtuluşun, imkânın sınırlarını zorladığı demlerde tutacağımız yegâne dal duadır.
Dua kulluğun en güzel ifadesidir. Kalp onunla safa bulur ve yumuşar. Belalara karşı kalkandır o… Karamsarlığın her yanımızı sarıp sarmaladığı demlerde felahtır, müjdedir, yeşeren taptaze umuttur. Kırk ağızlı koca kavşaklarda yolumuzu gösteren kılavuzdur. Daralan ruhlara genişliktir. Faniliğe ebedilik iksiridir. Nurdur yolumuzu aydınlığa boğan… Çölleşen maneviyat tarlalarına ilahi rahmetin sağnak sağnak yağmasıdır. Köz köz olan yürek yaralarına merhemdir. Ölümü bekleyen hastalara şifadır.
Duanın temelinde Allah’a sadakat ve güven vardır. Duayla hâl-i pür-melâlimizi Allah’a sunarız. İçimizi o büyük dosta döker, dileklerimizi onun yüce dergâhına sunar, sonra da büyük bir teslimiyetle neticeyi bekleriz. Duanın makbulünü Allah’ın cömertliğinde, reddini günahlarımızda ararız. İç dünyamıza çekidüzen veririz. Tekrar onun kapısına dayanır, duada ısrarcı oluruz. Asla ondan yüz çevirmeyiz. Zira ondan başka gideceğimiz kapı var mıdır?