Yılda iki kez olmak üzere kutladığımız Ramazan ve Kurban Bayramlarını, kimileri sevinçle, kimileri de hüzünle bekler ya da geçirir.
Dini Bayramları sevinçle bekleyenlerin sayısı her yıl biraz daha azalıyor. Nedeni, ekonomik sıkıntılar.
Küçük esnaf ve Sanatkârların, memurların, emeklilerin, işçilerin ve köylülerin bayramı sevinçle beklediklerini düşünmüyorum.
Dini Bayramları sevinçle beklemeyenlerin arasına; mahkûmları ve sahiplerini, hastaları ve sahiplerini, Memleketinden uzakta olmalarına karşın, ailelerini ziyaret edecek maddi gücü olmayanları ve yine maddi olanaksızlık yüzünden, çocuklarını sevindirecek armağanlar alamayan aileleri de katmalıyız.
Durumları iyi olan, maddi güçleri bulunanlar arasında da (Mutsuz olanları düşünerek) sıkıntılı olanlar çıkabilir. Çünkü kendilerinde var, komşularında yoksa ve bunu da biliyorlarsa, bayramların gelmesine nasıl sevinecekler?
Türk Lirasının yabancı paralar karşısında sürekli değer kaybetmesi, fiyatların bir türlü dengede tutulamaması, büyük çoğunluğun tatil yapamaması, bayramların tadını kaçıran nedenler arasındadır.
Dini Bayramlar, artık yarım yüz yıl öncesi gibi algılanmamakta, bayram gibi değerlendirilememekte ve gerçekten bir bayram havasında yaşanmamaktadır.
Dini Bayramlar çokları için tatil anlamına gelmektedir. Sözünü ettiğimiz bayramlar birçok aile bireyleri bir araya gelememekte, bayramı vesile kılarak, oğlan bir yana, kız bir yana gitmekte, anne babalar da bunun hüznünü taşımaktadır.
Âşık Veysel bir şiirinde:
“Şimdiki bayramdan öbür bayrama
Hangi gül yetişip almıştır murat” diyor.
Üzülerek belirtelim ki, ülkemizde dini bayramları hasretle bekleyen ve bayramlarla mutlu olanların sayısı, genel nüfus içinde çok azdır.
Ülkemiz insanlarının tümünün, bayramların gelmesini iple çekmesini ve bayramları bayram gibi kutlayacak günlerin de gelmesini gönülden diliyorum. Sanırım bu dileğime katılacakların sayısı da çok az değildir.