İnsanlar, bilgiyi yalnız okullardan, yalnız kitap okuyarak almıyor. Bilgili, insanlarla kurdukları dostluklarla da, onlara dinleyerek de gerekli bilgileri ediniyor.
Yaşamım boyunca, emsallerimle, kendimden hem küçüklerle, hem de büyüklerle kurduğum dostluklar sayesinde bir şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim.
Çok genç yaşta, ailevi nedenler yüzünden, öğrenime devam etmeyerek hayata atılmak zorunda kaldım.
Ne var ki, genel kültür açısından, yüksek öğrenimin bana vereceği bilgileri sürekli okuyarak, bilgili insanlarla dostluk kurarak bir ölçüde elde ettiğimi sanıyorum.
Yararlandığım dostlarımdan biri de, Kelkit Özel İdaresinde birlikte çalıştığım (1955-1959) Halil Korkut’tur. 1980’lerde kaybettiğimiz Halil Korkut’u biraz tanıtmak istiyorum.
Yıl 1956. Halil Korkut bir köye görevli olarak gider. Geceyi köyde geçirmen istemez. Erzincan Kelkit yoluna iner. Gelen bir otobüse el kaldırır. Otobüs bir üniversiteye aittir İçinde üniversite hocaları ve öğrenciler vardır. .
Korkut, kendisinin de Kelkit’e kadar almalarını ister. Hocalardan biri “Ama bu devletin arabasıdır” deyince, Halil Korkut’ta, “Ben de devletin memuru ve vatandaşıyım, ne fark eder?” deyince bu cevap hocanın hoşuna gider, “Atla o zaman” der. Birlikte Kelkit’e gelirler. Halil Korkut onları bir kahvenin önünde, çay içmeye davet eder. Hepsi iner, öz çay demlenir, çaylarını içer, Korkut’a teşekkür ederek ayrılırlar.
Halil Korkut Ortaokulun birinci sınıfını Gümüşhane’de okur, ikinci sınıfa geçer, ama fakir olduğu, babası da hayatta olmadığı için Gümüşhane’ye gelemez.
Ortaokul bitirme sınavlarına girer. Tarih öğretmeni Halil Bey, sen yaşlısın, sana beylik bir soru soralım” der ve İstanbul’un fethini anlatmasını ister.
Halil Korkut, “Mal Hatun bir rüya görmüştü” diye söze başlayınca, tarih öğretmeni Huriye Gerçek uyarır ve “İstanbul’un Fethini anlat” diye ikaz eder. Halil Korkut, “Hocam sabırlı olun, sözü İstanbul’un fethine getireceğim” diyerek devam eder. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan başlayarak (1299) sözü Fatih Sultan Mehmet’e kadar (1453) getirmiş ve sorunun cevabını vermiş.
Huriye hanım, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının kızıydı. Kelkit Ortaokulunda çalıştı. Erkek kardeşi bizim de tanıdığımız birisi olduğu için sözü Halil Korkut’un İstanbul’un fethine verdiği cevaba getirdi; “Ben, tarihi bu kadar güzel anlatan ne bir öğretmene ne de bir öğrenciye rastladım” dedi.
Ben, Halil Korkut’tan neleri öğrendim? Sabrı, iyi bilinmeyen konularda tartışmaya girilmemesini ve tarih bilincini öğrendim. Çok yararlandım.
Yazıya “Devletin Arabası” başlığıyla başladım, sözü rahmetli bir ağabeyimizden dostumuzdan açtım ve buralara kadar getirdim.
Yazının ana fikri ortaya çıktı mı?
Bunun takdiri de okuyana kaldı.