Türkiye konumu itibariyle riskli bir coğrafyada bulunmaktadır. Topraklarımız cennet gibi güzel olsa da bu memlekette yaşamanın riskleri de vardır. Her şeyden evvel bir deprem ülkesidir Türkiye… Yıl geçmiyor ki bir ilimizde yer sarsıntısı olmasın. Millet olarak buna alıştık, bu gerçeği, zor olsa da, zaman içerisinde kabullendik.
Ülkemizin bazı bölgelerinde değişik zaman dilimleri içerisinde sel baskınları ve heyelanlar oluşmaktadır. Bu afetlerde çok kıymetli topraklar denizlere ve akarsulara akıp gitmektedir. Doğal afetlerde hem insanlarımız ölmekte, hem de maddi açıdan büyük kayıplar yaşanmaktadır. Özellikle Karadeniz’de kısıtlı olan tarım arazileri ziyan olmaktadır.
Her mühim konuda fikir beyan eden ve milletinin uyanık olması için büyük gayret gösteren Atatürk, ülkemizdeki muhtemel felaketleri önleme ve bunlara karşı önceden hazırlıklı olma konusunda şu görüşleri öne sürmüştür: “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.”
Türkiye’de tabii felaketlere karşı daima hazır bulunan ve kurtarma çalışmalarını yürütmek için gözü kulağı Türkiye’nin dört bir yerinde olan, devlete bağlı Sivil Savunma Teşkilatı vardır. Bu kurumun adı 17 Ağustos depremi sırasında ve sonrasında sıkça duyulmuştur. Çünkü kurum elemanları bu afet sırasında canla başla çalışarak, yok olmanın eşiğindeki canlara el uzatmıştır. Teşkilatın cesur ve fedakâr üyeleri mağdur ve yardıma muhtaç insanların gözlerinin ışıkla buluşması için karanlığı göze almışlardır.
Bir hayat kurtarmanın ne demek olduğunu bilir misiniz? Gözlerin ışıkla yeniden temas etmesinin verdiği haz hiçbir şeyle kıyas edilemez. Hayatın güzelliğini ölümle yüzleşince anlarız ancak… Ab-ı hayat hükmündeki bir nefes uğruna nelere katlanmayız ki!… Hayat kurtarmanın önemine dair bir hikâye anlatılır. Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum:
“Kurtarabilirim, diyordu kendi kendine. ‘Denizyıldızlarını kurtarabilirim.’ Kumsalda sayısız denizyıldızı ile karşılaşmıştı. Binlerce, hatta milyonlarca olduğu söylenebilirdi. Denizyıldızlarını denize atmaya başladı birer birer… O sırada bir adam yaklaştı yanına ‘Ne yapıyorsun” diye sordu. ‘Ben’ dedi adam ‘Denizyıldızlarını kurtarıyorum’. Diğeri ‘Ama sayıları o kadar çok ki, ne fark eder’ cümlesini söyledikten sonra, kurtaran adam kumların üzerinden bir denizyıldızı aldı ve denize attı ve ‘Bak, onun için çok şey fark etti’ dedi. Anlamıştı, kurtarıcı olmak gerekiyordu. Hayat şahsa münhasırdı. Dönüşü yoktu uzun gidişlerin… Denizyıldızlarını kurtaran adam ona çok önemli bir ders vermişti.”
Sivil savunmanın ne demek olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Zira ülkemizde yakın geçmişte yaşanan ciddi doğal afetler, sivil savunmanın hayati bir kurum olduğunu herkese açık seçik göstermiştir. O kara günlerden sonra sivil savunma, hepimizin belleğinde hayat kurtaran bir el olarak kalmıştır. Bu şefkat eli bugün daha da güçlenmiştir.
Savaşta ve afetlerde halkın can ve mal kaybını en aza indirme amacını taşıyan ve topyekûn savunmanın en önemli unsurlarından biri olan Sivil Savunma; savaş zamanı halkın can ve mal kaybının en aza indirilmesi; afetlerde can ve mal kurtarılması; büyük yangınlarda can ve mal kaybının azaltılması; yok olmaları veya çalışamaz hale gelmeleri durumunda yaşamı büyük ölçüde etkileyecek olan kamu ve özel kurum ve kuruluşların korunması ile bunların acil onarımlarının yapılması; savaş zamanı her türlü savunma faaliyetlerinin sivil halk tarafından desteklenmesi; cephe gerisinde halkın moralinin kuvvetlendirilmesi; konularını kapsayan silahsız, koruyucu, kurtarıcı önlem ve faaliyetler bütünüdür.
Sivil savunma düşman taarruzlarında, yangınlarda, deprem ve sel felaketlerinde güçlü bir kalkandır. Halkın can ve mal kaybını önlemek için seferber olur sivil savunma uzmanları… Çöken binalarla birlikte çöken ruhları da zamanla tamir ederler. Halkın zor günlerinde yanında görmek istediği Sivil Savunma ve Kızılay gibi kurumların yaşatılması, güçlendirilmesi en büyük dileğimiz ve temennimizdir. Sosyal devlet bu kurumlarla güçlenir.