Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitap sevgisini arttırmak için her yıl Kasım ayının ikinci pazartesi günü ile başlayan hafta, Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu haftanın kutlanmasını ilk kez, 1917 yılında Amerikan izcilerinin kitaplık yöneticileri önermiş ve 1919 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise bu haftanın kutlanmasına 1947 yılında başlanmıştır. O tarihten beri bu hafta içerisinde değişik etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Hafta boyunca kitaplar çocuk zihinlere nakşedilmektedir.
Bilindiği gibi Türkiye’nin en büyük meselelerinden birisidir okumamak… Okumamak nasıl mesele olur demeyin. Bunu ferdi planda değerlendirme hatasına düşmeyin. Okumazlık toplumsal bir hastalıktır. Şayet insanımız yeterince okusaydı cehalet yüzünden başımıza bunca felâket gelmezdi. İnsanlar hak ve sorumluluklarını bilirdi; hainlerin oyununa gelmezdi.
Çocuk okuma alışkanlığını öncelikle ailede ve okulda kazanır. Eğer aile fertleri kitaba değer veriyorsa ve düzenli olarak okuyorsa, çocuklar da belli bir zaman sonra onlara öykünerek okumaya başlayacaktır. Bu, zamanla okuma kültürüne ve davranışa dönüşecektir.
Çocuk, okumayı bir zorunluluk değil, bir zevk olarak görmelidir. Çocuklar kitapları oyuncakları yerine koymalıdır. Onlardan zevk almalıdır. Bu zevki kazandırmak için evde ailece kitap okuma saatleri düzenlenmelidir. Anne babayla birlikte okunan kitaplar, çocuğa kitap ve okuma sevgisi kazandıracaktır. Çocuk okumayı angarya olarak görmekten kurtulacaktır. Okumak zamanla onun için bir davranış haline dönüşecektir.
Çocuklar dil zevkini ailelerinden ve öğretmenlerinden kazanırlar. Okudukları kitaplar ise kelime dağarcıklarını zenginleştirir, algılama güçlerini artırır. Dil imkânlarını genişletir, hayal gücünü zenginleştirir. Çok okuyan kişiler kendilerini ifade etmekte güçlük çekmezler.
Günümüzde çocuklara yönelik muhteva bakımından kaliteli kitap bulma sıkıntısı yaşandığı söylenebilir. Henüz Ömer Seyfeddin ve Kemaleddin Tuğcu’yu aşan isim yok denecek kadar azdır. Bu, çocuk edebiyatının ihmal edildiğini ve kısırlaştırıldığını gösteriyor. Hâlâ Batı kültürünü ve inançlarını aksettiren “Polyanna, Seksen Günde Devr-i Âlem, Pinokyo, Küçük Kibritçi Kız, Parmak Kız, Kül Kedisi, Alice Harikalar Diyarında, Kırmızı Başlıklı Kız…vb. ” kitaplara mahkûm çocuklarımız. Bunları oku(t)maya mecbur muyuz?
Bizim 624 yıllık Osmanlı, 100 yıllık Cumhuriyet, binlerce yıllık da İslâmiyet öncesi Türk tarihimiz vardır. Niçin bu kadar uzun ve köklü tarihi olan bu aziz millet, Batı’nın sözde kahramanlarının düzmece hikâyelerine mahkum olur? Niye kendi kahramanlarımızın hayat hikâyelerini hakkıyla ve lâyıkıyla yazarak geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza sunmayız. Birkaç münferit örnek olsa da, bu alanda çok büyük boşluklar ve eksiklikler vardır. Bu da millet olarak çocuklarımıza hakiki manada kıymet vermediğimizi gösteren bir örnektir.
Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren okuma sevgisi kazandırmalıyız.
Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren okuma sevgisi kazandırmalıyız. Bunu bir anda değil, belli bir sürece yayarak gerçekleştirmeliyiz. Fakat bu hususta da onları asla başıboş bırakmamalıyız. Kitap seçimine çok dikkat etmeliyiz. Çocukların abur cubur yememelerine ne kadar dikkat ediyorsak abur cubur okumalarına da müsaade etmemeliyiz. Onların zevklerine ve seviyelerine uygun kitaplar seçmeliyiz. Aksi takdirde onlara kitap sevgisi kazandıracağız derken onları kitaptan büsbütün soğutabiliriz. Okunacak kitap ne çok basit, ne de çok ağır olmalıdır. Kitabın basiti de, ağırı da çocuğu sıkar ve okuma sevgisini köstekler.
Türkiye’de çocuk kitapları alanında ciddi boşluklar vardır. Yazarlarımız nedense bu alana fazla ilgi duymuyorlar. Ülkemizde çocuk kitapları piyasasında daha çok ne idüğü belirsiz ve alabildiğine sığ çeviri eserler dolaşıyor. Bu eserlerin bir kısmının içeriği kültürel değerlerimize de aykırıdır. Bazıları ise Hıristiyanlık propagandası yapmaktadır. Çevirenlerin basiretsizliği ve dile hâkim olamayışları da çocukların dil zevkini ciddi biçimde baltalıyor.