Trabzonlu Ali Şükrü Bey yüzbaşıyken istifa ederek siyasete atılmıştı. İttihat ve Terakki’ye karşıydı. Meclis’te sert muhalefetiyle dikkat çeken ‘İkinci Grup’ diye tabir edilen kesimin doğal lideri olarak biliniyordu. Hilafet’in kaldırılması, Lozan Antlaşması ve içkinin yasaklanması gibi konularda muhalefetiyle dikkat çekiyordu. Zira Ali Şükrü Bey’in dinî hassasiyetleri dikkat çekecek derecede barizdi. Meclis-i Mebusan’ın Misak-ı Millî kararlarını almasında onun mühim etkisi vardı. İngilizceyi çok iyi bildiği için dünya politikalarından da haberdardı. O, İsmet İnönü’nün bizi Lozan’da hakkıyla temsil edemediği kanısındaydı.
Ali Şükrü Bey’in büyük bir siyasî başarısızlık olarak gördüğü Lozan Konferansı hiçbir sonuca ulaşmadan dağılmış (4 Şubat 1923), konu TBMM’ye getirilmişti. (21 Şubat 1923) Muhalif olarak tanınan İkinci Grubun lideri Ali Şükrü Bey, iktidarı amansızca eleştiriyordu. Defalarca kürsüye çıkıp, “Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zaferi Lozan’da hebâ ettiniz” diye bağırıyor, Lozan heyetinin, Lord Curzon’un oyunlarına kurban gittiğini iddia ediyordu. Öyle çok kürsüye çıkmıştı ki, esasen Lozan muhalifleri arasında bulunan Rauf Bey (Orbay) bile sıkılmış, “Şükrü, yeter!” diye bağırmıştı, “Artık söz alma!” Ali Şükrü Bey: “Râuf!.. Ben bu işin fedâisiyim, anladın mı?” diye cevap vererek kürsüye yürümüştü.
TBMM’de çok sert muhalefet eden Ali Şükrü Bey’in şehit edilişinden sonra onun yakın arkadaşları bile bu konu üzerinde konuşmaktan çekinmişlerdir. Çünkü ortam fazlasıyla gerilmişti. İnsanlar Ali Şükrü Bey’den yana görünmekten bile çekinebiliyorlardı.
Hunharca öldürülen Trabzonlu Ali Şükrü Bey, aslında bastırılmış duyguların bir anlamda tercümanı, halkın gür sesiydi. Başkalarının söylemeye cesaret edemediklerini o, yılmadan ifade edebiliyordu. Kendisinde ‘Kral çıplak’ diyebilecek cesaret fazlasıyla vardı.
Merhum Ali Şükrü Bey’in cenazesine kalabalık bir halk topluluğu iştirak etmişti. Aziz naaşı, rengini şehit kanlarından alan bayrağımıza sarılarak top arabasına konulmuştu. Cenaze daha sonra Trabzon’a gönderilerek bugünkü medfun olduğu Boztepe’ye gömülmüştür.
Şehit Ali Şükrü Bey, herkesin düşüncelerini özgürce söylemesi gerektiğine inanmış, kelimenin tam anlamıyla bu uğurda hayatını ortaya koymuştur. Türkiye olarak onu daha yakından tanımalı, düşüncelerinden istifade etmeliyiz. Trabzon Belediyesi O’nun adını bir caddeye veya bir yere vererek adının unutulmasının önüne geçmelidir. Zira O, Trabzon’un renkli simalarından biridir. Onu sevmekten, onu yaşatmaktan korkmamalıyız. Giresunlular Topal Osman’ı bir millî kahraman olarak kabul ederek bağırlarına basarlar. Topal Osman onlar için önemli bir değerdir. Giresunlular Topal Osman’ı ne kadar önemsiyorlarsa bizler de asıl mağdur olan ve davası için canını feda eden Ali Şükrü Bey’i o kadar önemsemeliyiz.
Ali Şükrü Bey, Türk siyasetinin sembol isimlerinden biridir. Onun Türk siyasetinde çok mühim bir yeri vardır. Geleneksel ve dinî değerlerin iyice aşındığı bu çağda, fikirlerini onun kadar yaşayan ve yaşatan, bunun için canını ortaya koyan kaç siyasetçi vardır?
Bugüne kadar Ali Şükrü Bey cinayetiyle ilgili farklı kesimlerden farklı kanaatler ortaya konuldu. Ali Şükrü Bey hakkında birçok kitap kaleme alındı. Son olarak KTÜ/Edebiyat Fakültesi/Tarih Bölümü Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Necmettin Alkan ile aynı bölüm hocalarından Doç. Dr. Uğur Üçüncü “Ali Şükrü Bey/Hürriyet Uğruna 39 Yıl” adını verdikleri kıymetli bir çalışmayı iki kapak arasına alarak tarih sevenlerin ilgi ve dikkatine sundular. Trabzonlu tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun kaleme aldığı “Trabzon Mebusu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey” kitabı da bu konuda önemli bilgi ve belgeler içermektedir.