Bir düşünceye, bir inanışa, bir duyguya körü körüne bağlanmayla diyoruz bağnazlığa. . Bazıları, kedilerini masum göstermek için çoğu kez dini ileri sürerler. Her konuda dini ileri sürenlerin yaşayışlarını inceleyin, gerçek dindar olmadıklarını anlarsınız.
Nazım Hikmet, Türkiye’nin Komünizm sistemiyle kalkınacağına inanmış bir kişiydi. Gençliğimde de, orta yaşlılığımda da, bugünkü halimde de, komünizm inancını hiç benimsemedim ve komünizme yakın hiç durmadım.
Ama Nazım Hikmet Komünizm düşüncesini benimsemiş diye, dünyanın takdir ettiği şairliğini bir kenara atamazsınız. Şairlik başka, inanç başka bir alandır.
Kadın voleybol takımımızın kazandığı voleybol dün dünya şampiyonluğu, Avrupa Birliği şampiyonluğu ile gurur duymalı mıyız? Evet, duymalıyız.
Birileri, Voleybol takımındaki bazı kızlarımızın özel yaşantılarına takmış kafayı.
Koskoca bir ormanda, bir iki ağaç farklı bir yapıdaysa, tüm ormanı yok mu sayacağız?
Herkes, her oyuncu, her sanatkâr, her şair her yönden mükemmel olmayabilir. Ama ortaya koyduğu eseri dünya takdir ediyorsa, biz niye bigâne kalalım?
Eserleriyle, yetenekleriyle övündüğümüz pek çok insanın tüm yaşantısını, başka konularda bir pürüzü var diye aramanın bir anlamı yoktur bizce.
Hayatta; boyuyla, kilosuyla, güzelliği ile, bilgisi ve hüneri ile kusursuz, eksiksiz insan bulamazsınız. Kusur ararsanız, bulursunuz. Bir alanda kusuru var diye, diğer alanlardaki başarılarını silip atacak mıyız?
Her hünerde, her başarıda bir bit yeniği aramak akıllı adam işi değildir. İşin için kıskançlık girer, çekememezlik girer, daha başka olumsuz davranışlar girer. Marifet, kusur aramak değil, kusurlarını giderecek niyetler beslemektir.
Her işte, her başarıda kusur bağnazca duygular beslemek hüner değildir.