İnsanlar aç doğarlar ve neticede aç ölürler. Dünyaya yeni gelen bebek ilk olarak annesinin memesini yoklar ve sanki önceden öğrenmiş gibi hemen emmeye başlar. Ömrü boyunca mal ve mülk peşinde koşan kişi, son nefesine kadar değişik emellerle yaşar, fakat bu emellerini tam anlamıyla gerçekleştiremeden bu dünyadan göçüp gider.
En zengin insanların bile gerçekleştiremedikleri emelleri vardır. İnsanın içindeki maddî açlığı doyurması mümkün değildir. Onun için ecdadımız “İnsanın gözünü toprak doyurur” demişlerdir. Hakikaten öyledir. Dünyada ne kadar servet sahibi olsak da yine de tam anlamıyla mutmain olamayız. Bu herhalde nefsin kurduğu bir tuzaktır.
Oysa mutasavvıflar(Allah dostları) azla yetinmeyi, kanaatkâr olmayı bilmişlerdir. Onların bu durumu “bir lokma, bir hırka” deyimiyle anlamını bulmuştur.
Azla yetinmeyi becerebilenler, dünyada mutluluğu yakalamış müstesna insanlardır. Çünkü açgözlülük ve hırs, ruhî hastalıkların en dehşetlileridir. Bunlara tutulan insan, kolay kolay iflah olmaz; kendini bu marazdan kurtaramaz. Ne elde etse bu onun ruh açlığını gidermez. Bolluk içinde kıtlık çeker. Peygamberimiz Hz. Muhammet bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Müminin izzeti Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan bir şey beklememesidir.”
“Ey âdemoğlu! Sana kâfi gelecek nimetler varken, seni azdıracak şeyleri istiyorsun. Ey âdemoğlu! Ne aza kanaat ediyorsun, ne de çoğa doyuyorsun.”
“Cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘…Müminin izzeti Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edip insanlardan birşey beklememesidir.’”
Aza kanaat edenler iki cihan saadetini yakalamaya namzet insanlardır. Onlar için maddî varlıklar fazla bir şey ifade etmez. Çünkü onlar için dünya bir duraktır. İnsan edebî hayatı hesaba katarsa dünya denen bu mekânda çok az bir süre kalacaktır. Demek ki bunca zahmete değmez. Kişi nerde daha çok kalacaksa oraya yatırım yapmalıdır. Müslüman için ebedî istirahatgâh ahrettir, cennettir. Bu sebeple dünya hırsı anlamsızdır. Bununla ilgili bir hikâye anlatılır. Bu hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. ‘Bu hayattan bıktım artık. Yontmak! Devamlı mermer yontmak… Öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hâkim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.’ diye söylenir durur yontucu.
Bir mucize eseri olarak bu dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur. Fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder.
‘Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!’ diye isyan eder. ‘Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim.’
O zaman hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde uçuşmaya başlar, oradan oraya koşuşur, yağmur yağdırır fakat birdenbire rüzgâr çıkar ve bulutları dağıtır. ‘Ah, rüzgâr geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum.’diye karar verir… Ve dünyanın üzerinde eser durur; fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir. Fakat birdenbire önünde kocaman bir duvarın ona mani olduğunu görür. Çok yüksek ve çok sağlam bir duvar. Bu bir dağdır. ‘Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgâr olmam neye yarar.’ der.
O zaman da dağ olur. Ve o anda bir şeyin O’na durmadan vurduğunu hisseder. Kendinden daha güçlü olan şeyin, O’nu içinden oyan şeyin ne olduğunu çok merak eder. Bir de bakar ki bu küçük bir mermer yontucusudur. Yine başa dönmüştür. Bu hadiseden sonra elindekiyle yetinmeyi öğrenir.”
İslâm inancı azla yetinmeyi emreder. Fakat bu demek değildir ki yeni şeyler icat etmeyelim, insanlığın hayrına üretmeyelim. Kişi elindekine razı olacak ama daha iyisini elde etmek için de gayret içerisinde bulunacak. Hırs ve tamahkârlık illetine tutulmayacak. Allah’tan çokça isteyeceğiz; bu yüzsüzlük değildir. Nitekim Resulullah Efendimiz’in şu hadisleri, istemenin ve gayret etmenin önemini vurguluyor:
“Biriniz Allah’tan dilekte bulunduğunda bolca istesin. Çünkü Rabbinden istemektedir.”
“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”
“Allahım!… Senden tükenmeyen bir nimet diliyorum. Senden bitmeyen bir sevinç diliyorum.”
Allah bizleri az verip aratmasın, çok verip azdırmasın. Ölçü üzere yaşayanlardan eylesin.