Demokrasi ile yönetilen ülkelerde, demokratik bir yönetime uygun olarak, aday seçimini halk yapmalı.
Son 50 yıldan beri, adayları halk seçiyordu. Adayları seçecek delegeler yine halk tarafından seçiliyor, o delegeler de halkı temsilen adayları seçiyordu. Çeyrek yüz yıla yakın bir süreden beri, adayları siyasi partilerin Genel Başkanları seçiyor. O nedenle, seçilen adaylar da, halktan çok, kendilerini seçen genel başkanlara minnet borcu içinde oluyordu.
O zaman, milletvekillerini de, bir bakıma Genel Başkanlar seçmiş sayılıyordu.
Bu sistem demokrasi ile uyumlu mu?
Elbette uyumlu değil.
Sivil toplum kuruluşları daha demokratik bir sistemle oluşuyor.
Örnek vermek gerekirse, bir derneğe başkan olmak isteyenler aday olduklarını belirtiyor. O derneğin üyeleri de başkan adaylarına oy veriyor, en çok oyu hangi başkan adayı alıyorsa, o, derneğin başkanı seçiliyordu.
Milletvekili seçimiyle ilgili olarak söylemek istediğimiz de budur.
Milletvekili adaylarını partilerin Genel Başkanları seçince, o milletvekilleri de halka karşı değil, Başkana karşı sorumlu hissediyorlardı kendilerini.
Halk açısından, bir başka yanlışımız da, milletvekillerine oy veren kimi vatandaşlar, seçtikleri milletvekilinin, kişisel işleri görmelerini istiyordu. Bu istekleri yerine gelmeyince partilerinden ayrılıyorlardı. Seçiciler, yani halktan kimileri, kişisel işleri olmadı diye partilerinden ayrılırlarsa, bu da onların bir ayıbıdır.
Vatandaşlar bir haksızlığa uğramış olabilir. Bu haksızlığın giderilmesini milletvekilinden istemeleri doğaldır. Seçmenin bu tür istekleri ayrı bir konudur.
Yeri gelmişken seçmenin yanlışıyla ilgili çarpıcı bir örnek vermek isterim.
1960’larda Amerikan Başkanı Jon Kenedi’nin yazdığı “Fazilet Mücadelesi” adlı, Türkçeye de çevrilen bir kitabını okumuştum. O kitapta, bir Amerikan vatandaşı, seçmeni olduğu senatöre yazdığı mektupta, “Biz seni seçtik, sen de şunu yaptın, bunu yaptın gibi ağır ithamlarda bulunuyordu.
Senatör o Amerikan vatandaşına yazdığı cevabında; “Benim en büyük talihsizliğim, senin gibi eşeklerin oyu ile seçilmiş olmamdır” diyordu.
Bu ifade de hoş değil ama seçmen de haddini bilmeli. Bir oyla seçtiği kimsesin, haklı-haksız her kişisel işini yapmak zorunda olduğunu düşünmemeli.
Demokrasi, hataları en az olan bir yönetim biçimidir. Orta yolu, akıllı yolu bulmak zorundayız. Bu yol da; bilgiyle, kültürle olur.