Yazımın başında söylemeliyim; amacım siyaset yapmak değil. Yaşım, konumum, insanları bölmekten değil, birleştirmekten yana.
Elektrik gibi, doğalgaz, akaryakıt, sebze, meyve, tüm gıda maddeleri gibi, giyim-kuşam gibi, (ev edinmeyi tümden bıraktık) ev kiraları gibi, giderler durmadan zamlanıyor. İşçinin, memurun, emeklinin, gerçek üretici olan köylünün, küçük esnaf ve sanatkârın gelirleri azalıyor. İşsizlerin oranı, resmi sayılarla belertildiğinin çok üstüne çıkıyor.
Yıllarca önce, aramızda varlıklıların da bulunduğu 5-6 arkadaş bir araya gelmiştik. Söz, geçim koşullarına geldi. Üç çocuk sahibi bir emekli öğretmen, üç yetişkin çocuğundan bir tanesine bile iş bulamamış. Tuzu kuru olanlardan biri; “Ne diyorsun hocam, ben uzun zamandır çalıştıracak eleman bulamıyorum” deyince, emekli öğretmen patladı: “Sen ne diyorsun dedi” ve devam etti: “Çocuklarımdan biri evli, ne iş gösterseler yapacak. Üç çocuğumu da, gelinimi ve torunumu da ben bakıyorum, ben. Hepimiz açız, aç” diye haykırdı. O varlıklı dostlarımızdan hiç biri, “Eleman arıyorum, diyen de” ağzını açmadı. Tatlı başlayan sohbetin tadı kaçtı, dağıldık.
Günümüzdeki durum, üç çocuğu, gelini ve torunuyla bir arada kalan, o emekli öğretmenin o günkü durumundan daha sıkıntılı.
Yoksullukla ilgili olarak, 1964 yılında Âşık İhsani’nin bir şiirini anımsadım. Bu şiir, benim yazdıklarımdan ve yazacaklarımdan daha etkili olur kanısıyla, yazıyı o şiirler bitirmek istiyorum:
“Odun kırıcıydı, adı İlyas’tı
Yanaştım yanına, yüzünü astı
Niçin astın dedim, bir küfür bastı
Arkasından baltasını biledi”
“Dedim nerelisin, dedi ki, Van
Dedim çoluk çocuk, dedi 9 can
Dedim düzelecek, dedi ne zaman
Arkasından baltasını biledi”
Yoksullukla ilgili başka bir şey daha yazmama gerek var mı?