enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

‘Yerli Sokrates’: Durmuş Hocaoğlu-2

15.01.2023 13:42
0
A+
A-

Çok okuyan ve çok düşünen bir aydın olan Durmuş Hocaoğlu’nun milletimize ve memleketimize dair çok isabetli tespitleri vardır. Ona göre bizler çok iyi dövüşen milletiz ama çok iyi düşünen, analiz ve sentezler yapabilen millet değiliz. Millet olarak düşünmüyor, düşündüğümüzü zannediyoruz. Doğrularımızla hesaplaşmaktan korkuyoruz. Kendimize toz kondurmuyor, kendimizi peygamber masumiyeti içerisinde görüyoruz. Her nedense üzerimizde bir ölü toprağı var. Ona göre Türk milliyetçilerinin en büyük meselesi bu camiadaki entelektüel azlığıdır. Bu, milletimizin meselelerinin en büyüğüdür. Bütün sıkıntılar bununla ilintilidir. O, özgürce düşünebilen ve düşündüklerini her ne pahasına olursa olsun ifade eden, Aristoteles’in “Bir düşünce adamı hiç kimseden emir almaz, belki herkes ondan emir almalıdır; sâfî bir düşünce adamı, hakikat kendisine nasıl görünmekte ise onu söyleyebilen kişidir.” düşüncesini benimsemiş, hayatı boyunca bu minval üzere yaşamıştır.

Hocaoğlu, özeleştiriyi ‘en temelli bir metodoloji problemi’ olarak vasıflandırıyordu.

Merhum Durmuş Hocaoğlu’na göre siyaset kirleniyor; halkın ezici çoğunluğu siyasetçiye güven duymuyor, hemen hemen her siyasetçiyi birer potansiyel hırsız olarak görüyor. Bu güven bunalımından kurtulmak, en kısa zamanda güven ortamı oluşturmak gerekir. Ona göre “Ankara gitgide Bizanslaşıyor, kendi içine kapanıyor, kendi milletinden korkuyor, Ona güvenmiyor… Türkiye’nin ‘Türklerin ülkesi’ olduğu unutulmuş görünerek bir ‘mozayık ülke’ faraziyesi kuruluyor ve sonra bu tez çıkış noktası yapılarak ‘Yerlilik’, ‘Yerellik’, ‘Yeni Osmanlılık’, ‘Anayasal Vatandaşlık’ gibi ıvır-zıvır teoriler üretiliyor… Türkiye çok ciddî bir ‘demokrasi problemi’ yaşıyor… Etnikçilik cereyanları almış başını gidiyor; artık bu ülkede neredeyse ‘Türk’ olmak ayıplı bir hâl alıyor; Türkiye üzerine bin bir türlü projeler hazırlanıyor… Bir takım insanlar Türkiye’yi sahipsiz boş arazi farz ederek üzerinde yer beğeniyorlar; birtakım insanlar Türk Devleti’nin adına başkalarını ortak etmeye, Türk Devleti’nin sırtından başka devletler çıkarmaya çalışıyorlar… Türkiye, dipten ve derinden gelen bir ‘düşük şiddetli devrim’ yaşıyor; Türk Halkı, devletinden ve aydınından ümidini çoktan kesmiş, kendi kalkınma, modernleşme ve politik ergenleşme devrimini bizzat kendisi yapıyor… Türkiye’de bir ‘Kozmopolitan Müslümanlık’ anlayışı yaygınlaşıyor… Üniversitelerde eğitim, bilim bir tarafa bırakılıp bütün meseleler başörtüsüne kilitleniyor; hocalar resmen talebeleri hakkında casusluk ve jurnalcilik yapmaya zorlanıyor…” Hocaoğlu Türkiye’ye ve bu ülkede yaşayanlara dair bu acı tespitleri yaptıktan sonra “Milliyetçiler nerede?” sorusunu soruyor. Milliyetçilerin bu ciddi meseleler karşısında hazırlıklı olmadığını söylüyor. Bir anlamda kendinin de içinde olduğu kitleye dair özeleştiri yapıyor.

Merhum Durmuş Hocaoğlu, özeleştiriyi Türk milliyetçiliğinin en büyük ihtiyacı olarak görüyor; özeleştiriyi ‘en temelli bir metodoloji problemi’ olarak vasıflandırıyordu. Bununla ilgili olarak: “Ülkemizde hemen hemen herkesin yaptığı gibi kendimizi adeta peygamber masumiyeti konumuna yükselttik, hiç kendimize yönelik eleştiri yapmadık; eleştiri oklarımızın en keskinlerini hep başkalarının etine, gücümüz yettiğince de en derinine saplamaya çalıştık da kendi nazik tenimize bir toplu iğne başını dahi reva görmedik; bütün kusurları hep başkalarında aradık; hiç kendimizin de kusurlu olabileceğini düşünmedik. Üstelik kör-kör parmağım gözüne misali gözlerimizin önünde cereyan eden hâdiselerden asla dersler çıkarmaya çalışmadık… Açıkça deklare etmek ihtiyacını duyduğum şahsî kanaatim odur ki, Türk Milliyetçiliği konusunda en ziyade ihtiyaç duyulan şey, her şeyden önce ve behemehâl, bizzat Türk Milliyetçiliği içerisinden gelen, o kültür ve terbiye ile yetişmiş ve kendisini el’ân böyle nitelendiren, fakat hiçbir şahıs, zümre, parti, hizip, cemaat ve fraksiyona bağlı olmayan, hiçbir şahıs, zümre, parti, hizip, cemaat ve fraksiyonun adamı olmayan, bütün bunların hepsinin dışında ve üstünde, bağımsız, samimî milliyetçi entelektüellerin yapacakları seviyeli, yapıcı özeleştirilerdir… Eleştiriye tâbî olmayan, eleştiriye kapalı olan, bilgiyi ve kanaati infleksibl ve kutsal, dokunulmaz bir ideolojiye dönüştüren hiçbir düşüncenin mükemmelleşme şansı olamaz… Eleştirinin ilk ve kesin olarak uyulması zorunlu olan şartlarından birisi ve belki de en birincisi, ‘kendi doğruları’ da dâhil olmak üzere, gücü ve kudreti muktezasınca, kendisine doğru olarak sunulan her şey ile hesaplaşmaktır.”(2) diyordu.

 

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.