enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin Edebî Yönü-2

10.05.2024 12:15
0
A+
A-

Merhum Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin edebî yönü onu seven ve onu yakından tanıyan herkesin malumudur. Bir kere onun Arapça ve Farsçaya vakıf olmasından dolayı çok zengin bir kelime dağarcığı vardır. Kendisi Osmanlı Türkçesinin bütün inceliklerini çok iyi bilirdi. Dilde köken milliyetçiliği yoluna sapmadan, kaynağı ne olursa olsun, halkın kullandığı ve benimsediği Türkçenin ve onun söz dağarcığının bütün imkânlarını lâyıkıyla kullanırdı.

Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin yazmaktan keyif aldığı tasavvuf şiiri; dün kadar etkin, geniş ve zengin olmasa da, bugün de varlığını sürdürmektedir. Çağları içine alan bu şiir geleneğinin Cumhuriyet dönemindeki en büyük temsilcilerinin başında Seyyid Osman Hulûsi Efendi gelmektedir. O, bu kadim şiir kervanının son büyük temsilcisi sayılmaktadır. Onun yaktığı meşalenin güçlü ışığı, bugünün yanında, yarınlarımızı da bihakkın ışıtacaktır.

Merhum Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin bu dünya hayatından kastı Hak ve hakikat üzere yaşamaktır. O, bunu hem hâliyle hem de kâl ile yaşamış ve yaşatmıştır. Onun şiirlerine baktığımız zaman derdinin sanat yapmak, gözleri ve gönülleri büyülemek olmadığını görürüz. Onun derdi, şiirin herkesçe bilinen ve kabul edilen gücünü kullanarak irşat ve tebliğ vazifesini daha etkin gerçekleştirmektir.  Fakat bu, onun şiirinin estetik unsurlar taşımadığı anlamına gelmez. Aksine o, bütün şiirlerinde sözün sihirli gücünü edebî sanatları da devreye sokarak kullanmıştır. Zira hitap ettiği bir kısım aydın kesimleri bu büyülü sözlerle ikna edebilmiştir.

“Dîvân edebiyatı atık misyonunu tamamladı.” düşüncesinde olanların aksine, merhum Seyyid Osman Hulûsi Efendi son dönem divan şairlerimizdendir.  O, bu kadim şiiri bütün özellikleriyle ve güzellikleriyle bu çağa taşımıştır. Bu yüzyılda Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin “Dîvân”ı kadar geniş ve zengin bir divan örneğine rastlamak mümkün değildir.

Merhum Seyyid Osman Hulûsi Efendi’yi her yönüyle son dönem divan şairi olarak nitelendirmek de onu sınırlandırmak anlamına geleceği için çok kapsayıcı bir değerlendirme değildir.  O, divan edebiyatı tarzı şiirlerinin yanında tekke ve halk edebiyatı tarzlarında da birbirinden kıymetli şiirler kaleme almıştır. Yani her iki sahada da son derece mahirdir.

Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin şiire olan ilgi ve merakının hikmeti nedir?

Daha önce de belirttiğimiz üzere Osman Hulûsi Efendi’nin şöhretli bir şair olma gibi dünyevî bir endişesi yoktu. Mahviyet (alçakgönüllülük) ve ehl-i irfan sahibi bir mutasavvıf olan Hulûsi Efendi, şöhreti bir çeşit afet olarak görmüş, bu yüzden de şöhretten taundan kaçar gibi kaçmıştır. Bu yüzdendir ki şair olarak ön planda görülmemiş, başta akademi dünyası olmak üzere, geniş çevrelerce tanınmamıştır.  Bu durum, onun vermek istediği mesajın daha geniş kitlelere ulaşmasını kısmen de olsa engellemiştir. Zira daha tanınır olsaydı vermek istediği mesaj (ilâhî öğretiler) çok daha yaygın bir sahada duyulur ve bilinir olacaktı. Bu da onu büyük şairler sınıfına dahil edecekti. Fakat o, ön planda olmayı tercih etmemiştir.

Peki şöhretli bir şair olmak gibi dünyevî bir isteği (derdi) olmayan Osman Hulûsi Efendi niçin şiir sahasında bir “Dîvân” teşkil edecek kadar çok sayıda şiir yazmıştır? Şiire olan ilgi ve merakının hikmeti nedir? Bu alana niçin yönelmiştir? Bu soruların cevabı onun şiir yazmaktan kastının ne olduğunu ortaya koyması bakımından da önemlidir.

Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin meşâyıhtan Şeyh Hâmidüddin-i Velî/Somuncu Baba’nın 12. kuşaktan torunu olduğunu kendisini tanıyan herkes bilir. Böyle bir akrabalık bağı, onun Somuncu Baba’nın manevî ikliminde yetişmesini beraberinde getirmiştir. Hâmidüddin-i Velî’nin torunu olmak bir kısım sorumlulukları da beraberinde getirir. Her insan gibi başınıza buyruk olamazsınız. Hem Somuncu Baba iklimi demek maneviyat iklimi demektir. Bu iklimde, başta ilâhîler olmak üzere, şiir de önemli bir tebliğ ve irşat unsurudur. Bu geleneksel durum ve eğilim Osman Hulûsi Efendi’nin de şiire alâka duymasına sebep olmuştur. Buna bir de fıtratının şiire eğilimli oluğu, yani  şair-i mâderzâd (anadan doğma şair) gerçeğini eklenince şiir onun hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur.  Yani belli bir zaman sonra şiir onun bir çeşit yaşama biçimine (hayatı algılayış tarzına) dönüşmüştür.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.