Uzun zamandan beri, dur durak bilmeyen fiyat artışları ülke genelinde tedirginlik yaratmaya başladı. Çünkü fiyatların nerede duracağı belli değil. Her doğan gün, bir önceki günü aratır duruma geldi.
Olumlu mesajlar vermek çekilen sıkıntıları örtmüyor.
Her ulus, layık olduğu yöneticilerle yönetilir.
Siyasi partiler, kişisel çıkarlarını ön plana çıkaran insanların kümelendiği toplumlar haline gelince, geleceğe olan güven azalır.
Particilikte; bizden olsun da, çamurdan olsun anlayışı terk edilmeli. Çünkü partiler demokrasinin vazgeçemeyeceği unsurlardır. O nedenle, sadece güveni verici kişilerden değil, aynı zamanda bilgili ve becerikli kimseler tarafından oluşturulmalıdır.
Ekonomi uzmanlarının ortaya koyduğu bir açlık, bir de yoksulluk sınırı vardır. Bu ülkenin nüfusunun büyük çoğunluğu yoksulluk, önemli bir kesimi de açlık sınırı altında yaşamaktadır. Bu durum bilimsel metotlarla ortaya koyulduğu halde , “İyisiniz, iyisiniz” demenin, halka alay etmekten başka ne anlamı olabilir?
İstatistikler, 16 milyon emekli olduğunu belirliyor ülkemizde. Bu kadar emeklinin yarısından çoğu yoksulluk içinde, kalanı da açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor.
Bu durumun neresi iyi?
Halkın sürekli olarak iyi olduğunu söylemekle iyi olunmuyor ki.
İcra dairelerinde icraya düşen insanların dosyalarını koyacak yer kalmadı. Artık, dosya işinin ortadan kalktığını söyleyenler çıkacaktır. Doğrudur, o zaman da bilgisayarın icraya düşenlerin bilgileriyle dolduğunu söyleyebiliriz.
Nasıl oluyor bu?
Aldığı maaş ya da ücretler yeterli olmadığı için kredi kartlarına yükleniyor insanlar. Kredi kartlarının da hem bir limiti, hem de geriye dönüş süresi var. Giderleri, gelirlerinden çok olan insanlar borç batağına sürükleniyor.
Sonuç?
Sonuçsa, tüccar ve esnaf olanlar iflasa, memur, işçi ve emekli olanlar da icraya sürükleniyor.
Çiftçi, tarlasını ekemiyor. Çünkü elde edeceği ürünler, girdilerini karşılamıyor.
Sadece yönetimlerde sorumluluk alanlar değil, bir elleri yağda, bir elleri balda olanlar da bu gerçeklerin hem yazılmasından, hem okunmasından, hem de bilinmesinden hoşlanmıyor.
Bilinen, görünen, yaşanan gerçekler bunlar. Bu gerçeklerin üstünü neyle kapatabilirsiniz?