Peygamber Efendimiz adaletin rafa kaldırıldığı cahil bir topluma uyarıcı olarak gönderilmiştir. Bu toplumda zenginler fakirleri eziyor, haklarını gasp ediyordu. Böyle bir cemiyette yapılması gereken ilk iş, adaleti tanzim ve tesis etmekti. Zira adaletin olmadığı bir toplumda huzur ve güven de ol(a)mazdı. İşe buradan başlamalıydı. Nitekim öyle de yaptı.
Hz. Muhammed(sav), bir adalet timsaliydi Müslim, gayri müslim ayrımı yapmadan herkesin hakkını gözetir, hakkı sahibine verirdi. Çünkü onun mürebbisi Kur’an’dı. Tabir caizse Allah’ın eğitiminden geçmişti. “Ey inananlar! Sizin, anne-babanızın ve akrabalarınızın aleyhine de olsa, Allah rızası için hakikate şahitlik yaparak adaleti gözetin. O kişi zengin de olsa, fakir de olsa Allah’ın hakkı (olan doğru adil karar vermek) herkesten öncedir. Sakın boş heveslerinize, arzularınıza uymayın ki adaletten uzak düşmeyesiniz. Eğer hakikati çarpıtırsanız, bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa 135) ayetini getiren bir peygamberin adalete teslim olmaması düşünülebilir mi? “Onların arasında hükmettiğin (idarî karar verdiğin) zaman adaletle karar ver. Allah adaletli davrananları sever.” (Maide 42) hükmünü tebliğ eden son Peygamberin adaletinden zerre miktarı şüphe edilebilir mi?
Hz. Muhammed(sav), kadın hakları konusunda en büyük rehberimizdir.
Günümüzde yüce İslâm’ın kadınlara bakışı en insanî bakıştır. Hz. Muhammed(sav), kadın hak ve hürriyetleri konusunda da en büyük rehberimiz ve önderimizdir. Kadınların cinsel obje ve vitrin malzemesi olarak kullanıldığı günümüzde, güya onlara sınırsız bir hürriyet sunma peşinde koşan sözde feministlerin ondan öğreneceği çok şey vardır. Zira o, insanlığın ilk evrensel insan hakları beyannamesi olan Veda Hutbesi’nde şöyle buyurur: “Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emri ile helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa Allah size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve âdete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.”
Resulullah örnek bir komutandı. Öyle ki kendisine düşman olan nice büyük komutanı saflarına katmıştır. O zamanın imkânlarıyla nice savaşı kazanmış, İslâm’ın hareket sahasını alabildiğine genişletmiştir. Bunu yaparken kılıcın gücünü değil, sevgi ve samimiyetin gücünü kullanmıştır. Öncelikle insanlara güven vermiştir. Onun için “el-emin” sıfatıyla anılmıştır. Dostu da, düşmanı da onun bu vasfını hakkaniyetle teslim etmiştir. Onun, bir kez bile olsa, yalan söyleyebileceği, gerçekleri saptıracağı, kendisini hakkıyla tanıyan ve henüz inat batağına saplanmayan hiç kimsenin aklının ucundan bile geçmemiştir. O, kullandığı ikna yöntemleriyle kanın su gibi akmasını önlemiştir. Bunu Mekke’nin fethinde açıkça görebiliriz.
“El-Emîn” olan Hz. Muhammed(sav) doğruluktan hiç ayrılmadı.
Hz. Muhammed(sav) doğruluktan hiç ayrılmadı. O, peygamberliğini ilân etmeden evvel, Kureyş’in ileri gelenlerini Ebu Kubeys Dağı’na çağırarak onlara şu soruyu sormuştur: “Şu dağın ardında bir ordu var desem inanır mısınız?” Kureyş’in ileri gelenleri: “Evet inanırız, sen hep doğru söyleyen bir kişisin.” dediler. Bunun üzerine o mübarek insanın ağzından şu sözler döküldü: “O halde mademki benim doğru sözlü olduğuma inanıyorsunuz, sizi ve beni yaradan Allah’ın beni size peygamber olarak gönderildiğimi tebliğ ediyorum” Bu kutlu, (kimilerine göre) müjdeci sözler, bazılarının haramla inşa ettikleri makamlarını, yalan üzere kurulan itibarlarını yerle bir edecek cinstendi. Artık faizcilik yapamayacaklardı. İnsanlara “kölelik” adı altında zulmedemeyeceklerdi. Sınırsız cariyeleri olamayacaktı. Zulüm üzere inşa ettikleri iktidarlarını kaybedeceklerdi. Onun için bu sözlere şiddetle karşı çıktılar.