enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Gürültülü Dünyada Sessizliğin Asaleti ve Zarafetin Gücü

18.08.2026 14:48
0
A+
A-

Bugün sokağa çıktığınızda, kafede oturduğunuzda veya ofisin kapısından içeri adım attığınızda yüzünüze çarpan ilk şey nedir? Gürültü…

Sadece araçların veya makinelerin gürültüsü değil; insanların, egoların, bitmek bilmeyen kendini ispatlama çabasının sağır edici gürültüsü. Etrafımız, ne yazık ki, sesini ne kadar çok yükseltirse o kadar haklı olacağını sanan, kibri bir zırh gibi kuşanan insanlarla dolu.

Çevremize şöyle bir baktığımızda; nezaketi bir zayıflık, tevazuyu ise adeta bir “eziklik” olarak etiketlemeye dünden razı o kadar çok insan var ki… Hatta öylesine çoklar ki, bazen kalabalıktan nefes alamadığınızı hissedersiniz.

Bu acımasız kalabalığın içinde, başkalarının omuzlarına basarak yükselmeyi marifet sayan, karşısındakini küçümseyerek kendi değersizlik hissini bastırmaya çalışan bu profillere her köşe başında, her iş yerinde, bazen en yakınımızda bolca rastlıyoruz.

Çevremizi saran bu insanların betimlemesini yapmak hiç zor değil. Gözlerinizi kapatın ve o silüetleri hayal edin: Yürüyüşlerinde dünyayı onlar yaratmış gibi bir ağırlık, bakışlarında sürekli bir üstten bakma hali, kelimelerinde ise hep bir iğneleme gizlidir.

Bir tartışma anında sizi asla dinlemezler, sadece cevap vermek ve sizi bastırmak için pusuya yatar gibi beklerler. Karşılarındaki insan incinmiş mi, kalbi kırılmış mı umurlarında bile değildir.

Onlar için tek bir gerçek vardır: Kendi sığ doğruları ve kendi sahte üstünlükleri. Kibirleri, adeta devasa, karanlık bir gölge gibi peşlerinden sürüklenir. İşte tam da bu sahnede, etrafı zehirleyen bu insanların o gürültülü ve yıkıcı tavırlarının karşısında duran bambaşka bir silüet belirir. Bu, tevazu sahibi, edepli ve nazik insanın aydınlık silüetidir.

İnancımızda da bu tür insanlar için hüküm kesindir .”Allah kibredenleri sevmez.” Nahl Suresi 23 Ayet.

Tevazu sahibi insan, o zehirli karmaşanın içinde serin bir rüzgâr gibidir.

Duruşunda sarsılmaz bir asalet, bakışlarında derin bir anlayış, yüzünde ise içsel bir huzurun yansıması olan hafif, tebessüme benzer bir dinginlik vardır. Bu hayatta böyle dostları olmalı insanın.

O, masaya yumruğunu vurarak değil, kelimelerini özenle, adeta bir inci gibi dizerek var olur. Ancak günümüzün o hoyrat anlayışı, bu naif tabloyu tamamen yanlış okur. Sessizliği korkuya, nezaketi boyun eğmeye, hakkından vazgeçmeyi ise cesaretsizliğe yorar. Oysa o sessizliğin ardında devasa bir karakter, sarsılmaz bir irade yatar.

O güzel insan susuyordur çünkü gayet iyi bilmektedir; çamura taş atarsa, üstüne sıçrayacak olan yine o çamurdur. Ruhunu kirletmek istemez. Kendi ruh kalitesini, karşısındakinin seviyesizliğiyle asla takas etmeyecek kadar yüksek bir özsaygıya sahiptir.

Bu iki zıt karakter karşı karşıya geldiğinde yaşananlar, aslında bir güç gösterisi değil, bir karakter sınavıdır. Haddini bilmeyen, sınırları acımasızca ihlal eden, kaba saba konuşan kişinin karşısında nazik insanın takındığı o asil duruş, adeta görünmez, çelikten bir kalkandır.

Bazen sadece gözlerinizi dikip susarsınız. O anki derin sessizlik, saatlerce sürecek anlamsız bir kavgadan, savrulacak yüzlerce zehirli kelimeden çok daha ağırdır. Karşınızdaki gürültücü kişi çırpındıkça kendi kibrinin bataklığında boğulurken, siz sadece araya koyduğunuz o aşılamaz mesafeyle kendinizi korumaya alırsınız.

Yıllarca verilen emeğin, sunulan dostluğun, gösterilen anlayışın karşılığında nankörlük ve küçümseme gören bir ruhun yapabileceği en soylu eylem, sessizce o sahneyi terk edip kendi huzurunun güvenli sınırlarına çekilmesidir.

Çünkü emek görülmemişse mesafe haktır, değer bilinmemişse sessizlik en onurlu cevaptır.

Modern dünya bize avazı çıktığı kadar bağırmayı, haklı olmak için ezip geçmeyi dayatıyor olabilir. Gösterişin, bencilliğin ve kibrin birer başarı madalyası gibi yakalara takıldığı bu tuhaf çağda, bizler gerçek gücün kaynağını asla unutmamalıyız. Gerçek güç; öfkenin harlı ateşine odun taşımak değil, o ateşi edebin serin suyuyla söndürebilmektir.

Çevremizde sayıları hızla artan, her fırsatta sınırları ihlal eden o çok bilmiş, sürekli bağıran kalabalığa inat, asil nezaketimizden hiçbir zaman taviz vermeyeceğiz.

Biz sustuğumuzda, kelimelerimizin tükenmesinden değil, edebimizin büyüklüğündendir. Mevlânâ’nın dediği gibi, edepsiz bizi susturduğunu sanadursun; biz, Yunus Emre’nin rehberliğinde onurumuzla yürümeye devam edeceğiz.

Neticede insanı yücelten yalnızca çıkardığı boş gürültü değil, yüreğinde taşıdığı karakterin o eşsiz, muazzam derinliğidir. Bu derinliği yüreğinde taşıyanlara selam olsun.

 

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.