Yerli ve milli bir şair olan merhum Dilaver Cebeci’nin “Türkiye’m” şiiri ilk bakışta basit gibi görünse de sadelikte derinliği yakalayan bir söz abidesidir. Kadim şiir geleneğimizin kurallarına riayet edilerek kaleme alınan bu eserin, işlediği kavramlara yaklaşımına bakınca her haliyle kuşatıcı bir şiir olduğu görülür. Şair Dilâver Cebeci gönüllere dokunan ve dillerden düşmeyen “Türkiye’m” şiirinde kelimeleri adeta kanatlandırarak şu coşkulu dizeleri haykırıyordu bizlere: “Baş koymuşum Türkiye’min yoluna/Düzlüğüne yokuşuna ölürüm/Asırlardır kır atımı suladım/Irmağının akışına ölürüm//Sevdalıyım yangın yeri bu sinem/Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem/Pınarlardan su doldurur Emine’m/Mavi boncuk takışına ölürüm//Düğünüm, derneğim, halayım, barım,/Toprağım, ekmeğim, namusum, arım/Kilimlerde çizgi çizgi efkârım,/Heybelerin nakışına ölürüm.”
Cebeci’nin “Türkiye’m” dışında, adıyla özdeşleşen bir başka şiiri de “Sitâre”dir.
Türk şiirine özgün eserler kazandıran şair Dilâver Cebeci’nin “Türkiye’m” dışında, adıyla özdeşleşen bir başka şiiri ve şiir kitabı da “Sitâre”dir. Eşine atadığı ve uzun bir zaman içerisinde kaleme aldığı “Sitâre” şiiri, onun serbest tarzda yazdığı uzun ve başarılı bir eserdir. Şair şiir boyunca şuurlu okuyucusunu tarih içerisinde ve değişik dönemlerde adeta gezdirir. Aynı adı taşıyan Sitâre şiirinin adeta hayat verdiği bu kitap 54 sayfadan meydana gelmektedir.
Dilaver Cebeci’nin dünden yarınlara kalabilecek bir edebî güce sahip olan “Sitâre” şiiri serbest tarzda yazılmış olsa da geleneksel şiirimizin edebî atmosferini yansıtmaktadır. Şiirdeki özgün imgeler, hikâye etme (tahkiye) üslûbu, yerli yerinde ve ölçüsünce kullanılan kafiye ve redifler, kulakları okşayan ritim özellikleri, mısra tekrarları bunun yansımalarıdır. Şiir boyunca dört kez tekrarlanan “Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum/Gözlerin mi daha sıcak gülüyor/Yoksa dudakların mı anlayamıyorum.” dizeleri buna örnek verilebilir.
Şair, yazar, akademisyen ve düşünce adamı Dilâver Cebeci; ciddi ve ölçülü olmasına rağmen espri yeteneği de olan ve bunu yerli yerinde kullanan bir söz ustasıydı. Onu, en büyük Türk seyyahı olarak bilinen Evliya Çelebi’nin 20. yüzyıldaki temsilcisi olarak nitelesek yanlış söylemiş olmayız. Zira o “Devrannâme” ve “Seyrânnâme” adlı eserlerinde Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi’nin o özgün üslûbunu taklit ederek günümüz meselelerini ironili bir biçimde yorumlamıştır. O, böylelikle seyyahların piri Evliya Çelebi’nin sevilen üslûbunu günümüze taşıyarak yaşatmıştır. Merhum Cebeci’nin bu ironili tarzı, ciddi meseleleri esprili bir biçimde ele alabilmenin ve yorumlamanın mümkün olduğunu da açıkça göstermiştir. Onun Evliya Çelebiye olan ilgisi ve merakı bununla da kalmamış, onunla ilgili “Evliyâ Çelebi ve 17. Yüzyıl Osmanlı Toplumu” adında bir de araştırma inceleme eseri kaleme almıştır.
Şiirleriyle milli romantizmi canlı tutan Dilâver Cebeci, bir Türk ve Türkçe sevdalısıdır.
Türk şiirinin son yüzyıldaki yüz aklarından biri olan Dilâver Cebeci, bir Türk ve Türkçe sevdalısıdır. O, ilâhiyat eğitimi nedeniyle Arapçaya ve Farsçaya vakıf olsa da, Türkçeye sevda derecesinde bağlı ve de âşıktır. O, bizi biz yapan ve ayakta tutan Türkçeyi kutlu bir miras olarak görür. Onun şiirden nesre değin bütün eserleri Türkçenin güzellikleriyle ve incelikleriyle doludur. Türkçeyi eserlerinde çok akıcı ve kusursuza yakın bir tarzda ve hassasiyetle kullanır. Türkçe onun şiirlerinde adeta bir kuş gibi gönül göklerine kanatlanır.
Merhum Dilaver Cebeci’nin, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “ses bayrağım” diyerek özgün bir ifade tarzıyla nitelediği Türkçe hassasiyetini anlamak için onun şiirlerini ve nesirlerini okumak yeterlidir. Zira o, bu edebî metinlerinde Türkçenin ayaklarını yerden keserek onu adata şaha kaldırmıştır. Onun şiirlerinde öyle canlı, öyle yaşayan bir Türkçe kullanılır ki, meselâ bir kahramanlık (savaş) şiirinde bir yeniçeri askerinin kılıcının ucunun teninize değdiğini hissedersiniz. Şiirlerine konu edindiği aşklar öyle sahicidir ki o mısraları okurken gözyaşlarınız yerçekimine yenilir. Epik duygular öyle samimidir ki bir anda kendinizi savaş meydanındaki bir askerin ruh hâli içerisinde bulursunuz. Bu, dili içselleştirmenin en üst perdesidir. Genç nesillerin onun temiz Türkçesini kendilerine örnek edinmesi gerekir.