Dua etmek için her zaman ve zemin müsaittir. Kişinin sadece namaz sonunda dua etmesi şart değildir. Kişi her fırsatta dua etmelidir. İnsanlar genellikle darda kaldıkları zaman dua ederler. Bu doğru değildir. Rahat günlerimizde de Allah’a yönelmeli, ondan istemeliyiz. İstemek derken aklımıza hep maddi varlıklar gelmemelidir. İmanlı ölmeyi, Allah’a yakın kul olmayı, islama hizmet etmeyi, dürüst ve muttaki bir kul olmayı istemek en güzel dileklerdir. Duada işi maddi menfaate dökmek samimiyet noksanlığına işarettir.
Dua her zamanda ve zeminde yapılsa da duanın makbul olduğu zaman dilimleri de vardır. Seher vakti bu zaman dilimlerinden birisidir. Seher vakti, gecenin son altıda biridir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Allahü Teala, seher vakti, ‘İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim’ buyurur.”
Mübarek gün ve gecelerde dua etmek çok makbuldür. Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki: “Şu beş gecede yapılan dua reddedilmez: Regaib gecesi, Şaban’ın 15. (Berat) gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.”… Bunlarla beraber “Cuma günlerinde bir an vardır ki, o anda edilen dua reddolmaz.”… “Oruçlunun duası reddedilmez “… “Kulun Rabbine en yakın hali, namazda secdede ikendir. Secdede çok dua edin. Bu dua kabul olur.”… “Ana babanın evladına duası, yolcunun, misafirin ve mazlumun duası makbuldür.”…“Kur’an’ı hatmedenin duası kabul olur.” Tabii ki bunları daha da çoğaltabiliriz. Duada esas olan halis niyettir. Bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken budur.
Dua hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Kul hiçbir zaman duayı ihmal etmemelidir. Duayı ihmal etmek Allah’ı unutmaya sebep olabilir. Hayatın yansıması olan şiir duayı da içine almıştır. Edebiyatımızda pek çok şair, dua şiirleri yazmıştır. Divan şiirinde yazılan münacatlar dua şiirlerinin en kıymetlileridir. Övgü şiirleri olan kasidelerin dua bölümleri vardır. Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mehmet Akif Ersoy, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç gibi şairler en güzel dua şiirlerini yazmışlardır. Bunlardan Arif Nihat Asya’nın güzel bir dua şiirini ilgi ve dikkatlerinize sunmak istiyorum:
“ Biz, kısık sesleriz… minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allah’ım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allah’ım!
Mahyasızdır minareler… göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah’ım!”
Kul duada ısrar etmelidir. Fakat neticesini acele beklememelidir. Bunun yanında müslümanın müslümana gıyaben duası çok muteberdir. Müminler dua hususunda bencil olmamalıdır. Kendisi ve yakın çevresi için istediklerini bütün Müslümanlar için de istemelidir. Çünkü Müslümanlar kardeştir. Allah katında din bağından kaynaklanan kardeşlik, kan bağıyla olan kardeşlikten daha evlâdır. İman kardeşliği her şeyin üstündedir. Müslüman kendisi için istemediğini mümin kardeşi için de istememelidir. Öte yandan kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemelidir. Duaların içeriği bu doğrultuda olmalıdır.
Dua ruhumuzun karardığı demlerde nur coğrafyasında soluklanmadır. Dua ümitsizliklere ümit, dertlere tesellidir. Kuşkuları inanca, karanlığı aydınlığa, üzüntüleri sevince tebdil eder. Pörsüyen tenimize can, körelen gözlerinize fer, çirkinliklere örtü, inanan kalplerde iman ve mağfirettir dua… Günahlarla kirlenen kalplerimizin cilasıdır dua… Rahmettir, ihsandır, berekettir, şefkattir, merhamettir, lütuftur, servettir, manevi huzurdur…
Ruhumuz buhranlar anaforunda çalkalandığında mübarek dualar içimizi serinletir. Onlar lafızların en güzelidir. İç sıkıntılarımızın ilacıdır. Pespaye duygular nefsimizle elele verip imanımıza tuzaklar kurduğunda dualara sığınırız. Mücadele gücümüzü onlardan alırız. Korkularımız dua ikliminde erir; ümitlerimiz onunla beslenir. Benlik ve bencilik duvarlarını dua merdiveniyle aşarız. Uzaklıklar onunla bertaraf olur. Zaman ve mekân dualarla kalkar ortadan… Dua kalın perdelerin arkasını gösteren şeffaf bir tüldür. Aczin itirafıdır aynı zamanda… Kısacası dua hayatımız kuşatan ve gecelerimizi aydınlatan ışıktır.