Atatürk kalksa da; “Milletin efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür” dediği köylünün durumunu görse.
Hiç umulmadık yerlere milyarlarca kredi açan Ziraat Bankası, borcu karşılığında çiftçinin tarlasını, traktörünü elinden alıyor. Çiftçinin borcunu ödemesi için, ona başka bir hak tanımıyor.
Yıllardan beri uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle, ortada ne çitçi kalacak ne de köylü.
Çünkü çiftçi mahsul alabilmek için mazot alacak, gübre alacak, ilaç alacak, işçi çalıştıracak, sonunda elde ettiği ürünün, giderlerini karşılamadığını görecek, kendi emeği de boşa gidecek. Çiftçi, daha doğrusu köylü, daha niye köyünün başını beklesin, niye eksin, niye biçsin?
Ürün alsın diye, giderlerini karşılamak için Tarım Kredi Kooperatifinden ya da Ziraat Bankasından borç para alacak köylü, borcunu ödeyemediği için, kendisine hiçbir süre verilmeyecek, devlet de desteklemeyecek, tarlasını, traktörünü elinden alacaklar.
Demek ki, biz olup-bitenleri izleyemiyoruz. Bir vatandaşın borcu nedeniyle evindeki kabını, kaçağını, kilimini, ocağını nasıl haczederler? Edebildiklerine göre, halkın deyimiyle eski camlar bardak olmuş, bizim haberimiz yok.
Somut bir başka örnek verelim.
Bir terzi bankadan ya da bir komşusundan aldığı borç parayı zamanında ödeyemezse, icra, terzinin dikiş makinesini, makasını nasıl elinden alabilir?
O zaman borcu ne olacak? Diye sorabilirsiniz. Borcu için zaman tanıyacaksınız. Tanıdığınız zaman içinde de ödeyemezse, yasalar, neleri haczetmeye izin veriyorsa, terzinin geçimini sağlayacak dikiş makinesinin. Makasının dışında başka mal varlığı varsa alabilirsiniz.
Asıl konumuz, Büyük Atatürk’ün ifadesiyle, milletin efendisi olan hakki müstahsil olan köylüdür. Köylüyü, çiftçiyi, üreticiyi yerinde tutmak neye bağlıysa, ona o imkânı sunmak lazım.
Türkiye yakın zamana kadar kendine yeten, hatta ürettiklerinin bir bölümünü de dış ülkelere satan bir tarım ülkesiydi.
Zamanında, köylünün yolunu, suyunu, elektriğini, okulunu yapmazsak, üretimde kendisine destek olmazsak, mazotunu, gübresini, ilacını alması için gerekli ucuzluğu sağlayamazsak, üretimini de durduracak, köyün başını da beklemeyecek.
İşte, bugünkü durum aynen budur.
Biz de ülke olarak, ülkenin yöneticileri olarak, köylünün traktörünü, tarlasını, borcu karşılığında elinden aldığımız sürece, ne köylerde ne köylü kalır, ne de üretici.
Bizim bildiğimiz bu. Ama biz ne bilelim, büyüklerimiz bilir!