Fatih Sultan Mehmed, Konstantiniyye’yi fetheder fethetmez, o zamanki adıyla Ayasofya Kilisesi’nin önüne gelerek orada toplanan ve az sonra kellelerinin uçurulacağı vehmine kapılan, bu yüzden de korkudan tir tir titreyen Bizans halkına, tarihte görülmemiş bir hoşgörü örneği sergileyerek, canlarını bağışladı; bunun da ötesine geçerek kendilerinin bundan sonra ibadetlerinde özgür olacaklarının da garantisini verdi. Onları himaye etti.
Fatih Sultan Mehmed Han, o gün İslâm’ın engin hoşgörüsünü tüm dünyaya gösterdi. Atından inerek Ayasofya önünde şükür secdesine kapandı. O gün fetih hakkı ve sembolü olarak Ayasofya’yı camiye döndürdüğünü ilân ederek ilk Cuma namazını da burada eda etti. Hoca Sadettin Efendi’nin deyişiyle, “Çan sesleri sustu; yerini tekbir sesleri, gülbank-ı Muhammedî, zemzeme-i penç-i nevbet aldı.” Fethin sembolü Ayasofya asırlarca Müslümanların secdegâhı oldu. Bu kutlu mabedin yüzü Müslümanlarla gülmeye başladı.
Anadolu’nun İslâmlaşmasında Trabzon’un fethi önemli bir dönüm noktasıdır.
Üzerinde yaşadığımız Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması tarihî bir dönüm noktasıdır Osmanlı için… 1071’de başlayan bu süreç Anadolu’yu Müslüman-Türk yurdu yapmıştır. Anadolu’nun İslâmlaşması sürecinde Trabzon’un fethi de önemli bir kesittir. Zira Trabzon’un fethiyle birlikte Bizans’ın son izleri de Anadolu topraklarından silinmiştir.
Trabzon, Rumların elinde kalan bir toprak parçası olsa da burada çok sayıda Türk bulunuyordu. İç bölgelerde ve yaylalarda Çepni Türkleri yaşamaktaydı. Giresun’dan başlayıp Batum’a kadar uzanan bu topraklarda Rumlar hüküm sürmekteydi. Bir kısım çeteler Türk nüfusu rahatsız etmekteydi. Bunların önlenmesi için Trabzon fethedilmeliydi mutlaka.
Trabzon, Fatih’in düşlerini süslüyordu. Anadolu hâkimiyetinin perçinleşmesi için bu toprakların alınması gerekliydi. Bu niyet, zihnini meşgul ediyordu hep… Fatih, bu niyetini veziri Mahmud Paşa’ya şöyle ifade etti: “Mahmud, birkaç niyetim var. Umarım ki Hak Teâlâ ben zayıfa kuvvet verip, anı nasib ede. Evvel biri, şol İsfendiyar vilâyetidir ki, Kastamonu ve Sinob ve Koyulhisar’dır. Benim huzurumu bunlar giderir. Ve biri şol Trabzon’u bir cünüb kâfir yiyip yürür. El-hasıl bunlar benim maksudumdur. Gece ve gündüz hayalimden gitmez.”
1453 senesinde İstanbul’u fethederek çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmed, Trabzon’u fethetmeye de kararlıydı. İstanbul’u fethinden sekiz yıl sonra Trabzon’u fethetmek, Osmanlı topraklarına katmak için atını mahmuzlayarak yollara düşmüştü yine. Evvelâ Koyulhisar’ı alıp Erzincan yakınlarına kadar gelmişti. Yassıçemen Yaylasında çadırını kurmuştu. Durum bu iken Uzun Hasan, Trabzon İmparatoru IV. John Komnenos’un kızı Despina Hatun ile evlenerek bu devleti himayesi altına almaya çalışmıştır.
Trabzon üzerine hesapları olan Uzun Hasan, Fatih’e annesi Sare Hatun’u göndererek Trabzon konusunda af dilemiş, arabulucu olmasını istemiştir. Fatih’in veziri Mahmud Paşa, Uzun Hasan’ın annesiyle görüşmüş, fakat onu alıkoymuştur. Böylece Uzun Hasan’ın Trabzon oyunu bozulmuştur. Savaş stratejisini çok iyi bilen Fatih Sultan Mehmed, bütün zorlukları göze alıp farklı güzergâhlardan geçerek düşmanlarını gafil avlamış, Trabzon’a varmıştır. Sare Hatun, Fatih’in Trabzon’u fethetmek için gösterdiği gayreti ve çektiği zorlukları görünce ona “Hay oğul! Bir Durabuzun çün bunca bunca zahmatlar çekmek nedür? Bu benim gelinime taallüktür. Bunu bana bağışla oğul!” deyince Koca Fatih ona şu anlamlı cevabı vermiştir:
“Ana! Bu zahmatlar Durabuzun içün değüldür. Bu zahmatlar Din-i İslâm yolınadır. Kim ahrette Allah hazretine varıcak hacil olmayavuz deyüdür. Zira kim bizim elümüzde İslâm kılıcı vardur. Ve eğer biz bu zahmatı ihtiyar etmesevüz bize gazi demek yalan olur.”