Türküler Türk’ün milli benliğinin söze ve saza bürünmüş kalıbıdır. Onlarda koca bir mazi saklıdır. Türk milletinin sesini geleceğe taşıyan türküler asumanda yankılandıkça, var olmanın hazzını doyasıya yaşayacağız. Türküler kardeştir, kin ve nefret nedir bilmezler. Acılarımız, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, yürek yangınlarımız türkülerin nağmelerine sinmiştir. Özümüzdür, sözümüzdür, ak yüzümüzdür türküler… Aşk yangınlarını onların terennümüyle ifade ederiz. Her türküde bir sevda, bir vuslat, bir ayrılık saklıdır. Duyguların en saf hali türkülerde gizlidir. Samimiyet ve saflık türkülerin doğasında vardır.
Bu toprakların kokusunu türkülerde hisseder, nasırlı ellerin izini türkülerde sürersiniz. Onlar en güzel ve en özel iletişim aracıdır. İlk bakışta çok basit görülmelerine rağmen büyük derinliğe sahiptirler. Halkın birikimidir her bir nağmede ifadesini bulan bilgece deyişler… Bir kuşun ürkekliğini, bir ceylanın çevikliğini, bir bülbülün sesinin rengini onlarda bulabilirsiniz.
Türküler bu memleketin kültürel tapusudur. Bu ülkenin varlığının sonsuza dek devam etmesi için türkülerin de yaşatılması gerekir. Türküler Türkîlerin varlığının dayanağıdır. Bedri Rahmi ne güzel söylemiş: “Ah bu türküler/Türkülerimiz/Ana südü gibi candan/Ana südü gibi temiz/Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/Köyümüz, köylümüz, memleketimiz./Ah bu türküler,/Köy türküleri/Dilimizin tuzu biberi/Memleket ahvalini onlardan sor/Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i/Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…/Ben türkülerden aldım haberi.”
Kültürümüzün vazgeçilmezlerinin başında gelir türküler… Onlarla sesleniriz dünyaya. Aşkımızı, özlemimizi, yürek yangınımızı türkülere gömeriz. İnsanlıkla yaşıttır onlar. Zaman onları hiç de yaşlandıramaz. Seneler geçse de türküler genceciktir. Gülistanda goncadır yüreklerimizi fetheden türküler… Dünya durdukça onlar da yaşayacaktır sonsuza dek…
Anadolu’da kadınların ağıtıdır türküler… Çileler, yaslar, ezilişler nağmelerin derinliklerinde kaybolmuştur. Kınalı ellerdeki umutlar da türkülere gömülmüştür. Geleceğin düşleri, nur yüzlülerin gülüşleri türkülerin atmosferinde saklıdır. Türküler kendini ifade etmenin en sade ve en tesirli yoludur. Türkülerin dili evrenseldir.
“Bayramlarda düğünlerde / Toplantıda yığınlarda / Sıkılınca dar günlerde / Türküz türkü çağırırız” diyen Âşık Veysel, şanlı milletimizin türkülere yüklediği vazife ve salahiyeti de açıkça göstermektedir. Ferhat’ın dağlarda yankılanan sesi, Mecnun’un çölleri tutan figanı bir yüreğe, bir de türkülere sığabilmiştir. Sözün en ateşli halidir türküler… Geçtiği yerleri yakar kavurur hasret türküleri… Sevdayı türkülerden daha tesirli ne anlatabilir ki!…
Günümüzde pek çok şey gibi müziğimiz de yozlaştı maalesef… Bazı yeni yetmeler pop müziği, halk müziğinin önüne koyarak geçmişin müzik asaletine sünger çektiler. Halk müziği söylediğini zannedenler de iyi bir altyapıya ve geleneğe sahip olmadıkları için uzun hava söylemeyi ‘böğürmek’ olarak algıladılar. Türk halk müziği her geçen gün sözde pop güneşinin ışığı altında eridi. Buna hepimiz göz yumduk bir anlamda… Ustalara hakkıyla sahip çık(a)madık. Yıldıray Çınar’ı, Neşet Ertaş’ı, Arif Sağ’ı, Muzaffer Sarısözen’i ve Ali Ekber Çiçek’i gençlerimize yeterince tanıtamadık. Onun için, türkü geleneği kurumaya yüz tuttu. Ölen her türkücü bu geleneğin biraz daha eriyip yok olması anlamına geliyor.