Adeta bir okul kimliği olan Yedi İklim dergisi birçok genç şair, hikâyeci, denemeci ve araştırmacıyı yetiştirmişti. Derginin bir başka özelliği de özel sayılarının çokluğuydu. Bu çerçevede Mehmet Akif Ersoy, Nuri Pakdil, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Mehmet Akif İnan, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Filistin ve Kudüs-i Şerif özel sayılarını sayabiliriz. Derginin 250. sayısı ise Ali Haydar Haksal özel sayısı olarak çıkarılmıştır. Bu özel sayı merhum Haksal’ın fikrî ve edebî hayatına ışık tutmaktadır.
Yedi İklim dergisi en zor şartlarda bile okurla buluşmak için tüm şartlarını zorlamış ve bu edebî buluşmayı her şeye rağmen gerçekleştirmiştir. Öyle ki merhum Ali Haydar Haksal, bütün hastalıklarına ve sıkıntılarına rağmen, derginin son sayılarını hastane köşelerinde hazırlamıştır. Yedi İklim dergisi 437. sayısını (Ağustos 2026) yayımlamıştır.
Merhum Ali Haydar Haksal, başta öykücülüğü gelse de çok yönlü bir şahsiyetti. Yazarlığının dışında, onun bir de editörlük yönü vardı. Gayretli bir editör olarak yıllarca gece gündüz demeden Yedi İklim dergisini çok kısıtlı bir ekiple çıkarmayı başarmıştır. Böylelikle dergi abonelerinin gözü yollarda kalmamıştır. Dergi bünyesinde yayıncılık işine soyunsa da maddi imkânsızlıklar yüzünden bu konuda arzu edilen yolu almaya muvaffak olamamıştır.
Yedi İklim dergisi mektebinin müdürü (belki rektörü) mesabesinde gördüğüm Ali Haydar Haksal Ağabey vefat etse de, yüzde yüz yerli ve milli değerlere yaslanan ve onların sözcülüğünü yapan, bu memleketin değerlerini ve değerlilerini baş tacı eden, onlara omuz veren, yüklerini omuzlayan Yedi İklim dergisi yaşamalı ve yaşatılmalıdır. O edebiyat cephesi asla boş bırakılmamalıdır. Bütün şartlar zorlanarak ve imkânlar kullanılarak bu mektebin kapıları kapatılmamalıdır. Fakat bu sanıldığı kadar kolay bir şey de değildir. Umuyoruz ki Ali Haydar Ağabey’in küçük kardeşi Müstakim Haksal Bey ve merhumun evlâtları derginin yayın hayatının sürdürülmesi için ellerini taşın altına koyacaktır. Fakat imkânı olanların onlara yardım etmesi ve el vermesi gerekir. Zira dergicilik tek başına üstesinden gelinebilecek kadar basit bir iş değildir. Şayet dergi devam edecekse bundan sonraki ilk sayı “Ali Haydar Haksal Özel (Anıt, Anma) Sayısı” olmalıdır. Bu sayı için merhum Ali Haydar Haksal’ın dostlarından, ahbaplarından ve aile bireylerinden onunla ilgili hatıraları da içeren yazılar talep edilmelidir. Gerçi daha evvel böyle bir özel sayı çıkarılmış olsa da, o zaman Ali Haydar Ağabey yaşıyordu. Şimdi artık göçünü toplayarak terk-i dünya eyledi. Ona dair kanaatler güncellendi.
O, siyasetin ayrıştırıcı dilini değil, sanatın birleştirici dilini kullanıyordu.
Merhum Ali Haydar Haksal, yarım asır boyunca Milli Gazete’de kültüre, sanata, hayata ve edebiyata dair binlerce yazı kaleme aldı. O, tıpkı merhum Mehmet Şevket Eygi gibi bu gazetenin siyasete bulaşmayan, kültür, edebiyat, sanat ve dinî hayat eksenli yazılar yazan en istikrarlı yazarlarının başında geliyordu. O, siyasetin ayrıştırıcı dilini değil, sanatın birleştirici dilini kullanıyordu. İsteseydi samimiyetten uzak siyaset yazıları yazarak, birilerini överek birçok siyasî ikbale sahip olabilirdi. Ama o hiçbir zaman bu yolu tercih etmedi, hatta bu yoldan fersah fersah uzak durmaya çalıştı. Sevgi ve hoşgörü dilini kullanmayı tercih etti. En zor günlerinde bile büyük bir gönül bağıyla bağlı olduğu gazetesini ve gazetedeki köşesini hiçbir zaman terk etmedi. Gazeteden ve Milli Görüş’ten hiç ayılmadı. Bir nefer gibi büyük bir aşkla ve iştiyakla yarınlarımızın teminatı olan nesilleri yetiştirme gayreti içerisinde oldu.
O, Türk öykücülüğünün son dönemdeki parlayan yıldızlarından biriydi.
Merhum Ali Haydar Haksal, Türk öykücülüğünün son dönemdeki parlayan yıldızlarından biriydi. O, başta öykü ve roman olmak üzere Türk ve dünya edebiyatının başat eserlerini yazar merkezli (külliyat halinde) okuyan ve onlardan süzülen duygu ve düşünceleri gönül imbiğinden geçirerek kendisine has bir edebiyat dünyası oluşturan, İslâmcı kesimin medar-ı iftiharı diyebileceğimiz özgün ve yeri doldurulamayacak kıymetli bir kalemdi.