enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Asil ve Necip Bir Milletin Kıyameti ve Kıyamı-2

07.02.2024 14:23
0
A+
A-

O sabah Gaziantep de acının kervanına katılmıştı. Nurdağı ve Nizip’te can pazarı yaşanmıştı. Şanlıurfa sıra gecelerinden taşan hüzün, kalbimizi paramparça etmeye yetiyordu. Kazancı Bedih o acıklı sesiyle “Ocağım söndü, nasıl belâdır?/Bırakıp gitti bu ne devrandır?” derken sanki bugünün acılarına tercüman oluyordu. “Diyarbakır etrafında bağlar var” türküsü yaralarımızı kaşıyordu o sabah. “Öldüm, bittim, eridim, kül oldum aman!” mısraları gönül aynamızdakileri yansıtmaya yetiyordu. Deprem Kilis ve Osmaniye’yi de unutmamıştı.  Zelzele fazla örselemese de Elazığ’a da unuttuğunu hatırlatmıştı. Aklını başına devşirmesini öğütlemişti. Yurdu yasa boğan çifte zelzelelerde Torosların vakur ve asil evlâdı Adana’nın da kirpikleri ıslanmıştı. Hayalleri ve umutları iğdiş edilmişti. Torosların koynunda uyuyan perinin uykuları kaçmıştı. Hüzün Çukurova’nın verimli ovalarını çepeçevre kuşatmıştı.

O gece umutlarımız, hayallerimiz, sevinçlerimiz; her ne varsa yerle yeksan oldu.

O gece umutlarımız, hayallerimiz, sevinçlerimiz; her ne varsa yerle yeksan oldu ne yazık ki. Derin uykularda yüzen insanların yuvaları korkunç bir gürültüyle başlarına yıkıldı. Nice güzel insan molozlara karıştı o gece. Tonlarca ağırlıktaki beton tavanlar yorgan, kolonlar yastık oldu sonsuzluk uykusuna yatan fânilere. Ölümlü her ne varsa gölgesini sırtlayıp ölümsüze teslim etti can emanetini. Yağmurlara, bulutlara, rüzgârlara karıştı her ne varsa.

O geceye kadar kendisini her şeyin sahibi olarak görenler, hakikatte hiçbir şeyin sahibi olmadıklarını bir kere daha anladılar. Ölümün bize şahdamarımızdan daha yakın olduğunu bir kere daha idrak ettik o gece. Yunus Emre’mizin deyimiyle “Mal da yalan mülk de yalan/Var biraz da sen oyalan” gerçeğini sadece gönül gözüyle değil dünya gözüyle de görmüş olduk.

Göklerin gazaba, kulların azaba dûçâr olduğu o çetin demlerde hiçbir yerin hiç kimsesi olduğumuzu ayne’l-yakîn idrâk ettik. Zira zenginle fakir hiç olmadığı kadar eşitlendi o gece.

Bazen akordu bozulmuş sesler, bazen de sessizlikler boğar insanı, nefes almakta güçlük çekersiniz. Aradığınız telefondan ses gelmemesi veya aramanızın cevapsız kalması böyledir. 6 Şubat’ta nice telefon aramaları cevapsız kaldı. Dudaklar kilitlendi kıyamete kadar.

O gece acının merkezinden uzaklaşmak için yola çıkanlar, yol alamadılar. Oldukları yerde öylece kalakaldılar. Zira yollar da kalpler gibi kırıktı, şerha şerha yarılmışlardı.

Tanrı Dağları’ndan Adriyatik Denizi’ne Türk-İslâm anlayışını hakim kılma vazifesi

Asrın felâketi ismiyle maruf zelzelede on binlerce insanımız ölse de, binlerce ev yıkılsa da bizim inancımızda ve irfanımızda yiğit düştüğü yerden kalkardı. Biz de bu duruma nasıl düştüysek Hak’tan ve halktan yardım dileyerek öyle de milletçe kalkacaktık. Derdest olan mekânlarımızı, richter ölçeğini zorlayan acılarla sarsılan yüreklerimizi ve bizi ayakta tutan hayallerimizi ilk günkü aşkla yeniden onaracaktık. Yaşama azmimizi diri ve iri tutacaktık. Çünkü bizler büyük ve kadim bir millettik. Bizler İslâm ümmetinin gözbebeğiydik. Mevlâna’nın deyimiyle “Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük/Bir başka bahar için sadece yaprak döktük.” Biz pes edemezdik. Aksi halde yarınların sahiplerine hesap veremezdik. Bizim “emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker” anlayışıyla Türk-İslâm güneşinin Tanrı Dağları’ndan doğup Adriyatik Denizi’nden batmasını sağlamak gibi bir idealimiz vardı. Onun içindir ki felâketten sağ kurtulanlar küçük sıyrık ve yaralarına bakmadan, kış ve soğuk demeden enkaz altındaki kardeşlerinin yardımına koşmuşlardı. Zira empati yapmanın ne kadar ehemmiyetli ve insanî bir duygu olduğunu o kısa enkaz tecrübelerinden anlamışlardı. Yaşatmanın, en az yaşamak kadar keyifli ve asil bir duygu olduğunu bizzat görmüşlerdi.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.