Ezan-ı Muhammedî, o en büyük yerden insanlığa gelen kutlu bir davettir. Yazar Himmet Uç’un “Ezan-ı Muhammedî” adlı yazısında belirttiği gibi “Ezanın tamamında altı kere “En büyük benim” diye söylenir, hatırlatılır. Beş vakit namazda otuz eder bu sayı. Her rekâtta on iki, kırk rekâtta dört yüz yirmi eder. Namazın sonunda da yüz seksen defa tekrar edilir. Her gün bir mümin altı yüz defa ‘Allahuekber ‘der. Bunların bir kısmı minareden insanlara yayılır. ‘En büyük benim, bana kulak verin. En büyük sizi çağırıyorsa sizin her işiniz onun yanında belli bir büyüklüğü olsa da benim büyüklüğüm ve amirliğim karşısında bir değeri yoktur, yani benim çağrım bütün çağrılardan ve emirlerden öncedir. Bunu leitmotif tekrarla size hergün minareden otuz kere haykırıyor ve sizin adınıza rica ediyorum, lütfen emrimi dikkate alın’ diye. Bir amir müteaddid defa çağırdığı halde kaale alınmazsa ve kişiyi ılgalamazsa o emrin cezası tekrarı ile paralellik gösteren bir şekilde verilir. Bu kadar altı yüz kere bize kendi büyüklüğünü ve onun muktezasını hatırlatan bir Allah, büyüklüğü ile orantılı emrinin itibara alınmamasına ceza verecektir, tekrarın oranı cezanın oranını belirler. ”
Şair Yahya Kemal “Ezansız Semtler” adlı yazısında ezansızlığı ne tesirli anlatır.
Şiir ve yazılarında ezan konusunu işleyen şairlerimizin başında Yahya Kemal Beyatlı gelmektedir. Onun ezana hürmeti çok büyüktür. Beyatlı’nın “Ezansız Semtler” yazısı ve “Ezan-ı Muhammedî” adlı şiiri bu sahada kaleme alınmış birer edebî şaheserdir. Büyük şair Yahya Kemal, ezanı Türk Müslümanlığının vazgeçilmez bir unsuru olarak görmüş, ezansız semtlerde büyüyen çocuklara derinden üzülmüştür. Buna dair duygu ve düşüncelerini “Ezansız Semtler” adlı yazısında nefis bir üslupla şöyle dile getirmiştir:
“Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?
İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet hâlinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinde okunan Kur’ân’ın sesini işittiler. Bir raf üzerinde duran Kitâbullâh’ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler. Kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler. Camiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler. Dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler. Türk oldular…
Bugünün çocukları büyük bir ekseriyetle yine Müslüman semtlerde doğuyorlar, büyüyorlar. Eskisi kadar derin bir tahassüs ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar. Fakat fazla medenileşen üst tabakanın çocukları ezansız yeni semtlerde alafranga terbiye ile yetişirken Türk çocukluğunun en güzel rüyasını göremiyorlar. Bu çocukların sütü çok temiz, hilkatleri çok metin olmalı ki ileride alafranga hayat Türklüğü büsbütün sardıktan sonra milliyetlerine bağlı kalabilsinler. Yoksa ne muhit, ne yeni yaşayış, ne semt, hiçbir şey bu yavrulara Türklüğü hissettiremez.”
Yahya Kemal Beyatlı, müminleri Hakk’a ve hakikate çağıran Ezan-ı Muhammedî’yi, dinin önemli bir rüknü olarak kabul ediyor. Bu yüzden ezana ulvî mânâlar yüklüyor. Ondan mahrum olarak büyüyen nesilleri bedbaht olarak görerek onlara üzülüyor. Ezanlı semtlerde büyüdüğü için de kendini bahtiyar sayıyor. Bununla ilgili olarak kaleme aldığı “Ezansız Semtler” isimli nefis yazısını şöyle bağlıyor: “Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!”