enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Toprağa Küsen Değil, Toprağı Unutan İnsan

28.04.2026 12:01
0
A+
A-

“Dost dost diye nicesine sarıldım…
Benim sadık yârim kara topraktır.”
diye haykırıyordu Aşık Veysel.
Bu sözler yalnızca bir türkünün dizeleri değil; bir ömrün, bir irfanın ve köklü bir medeniyetin özeti gibidir.

Çünkü bu topraklarda insan, toprağı sadece ekip biçmedi.
Onu sevdi… Ona güvendi… Yorulduğunda ona yaslandı.

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan ise hafta sonu yaşadığım küçük ama anlamı derin bir hatıra oldu.

Zeytin bahçemize meyve fidanı almak için bir fidancıya uğradım. Toprağın kokusunun, taze filizlerin yeşiline karıştığı o yerde, benim gibi umut taşıyan birkaç kişiyle ayaküstü sohbet ettik. Herkesin dilinde aynı beklenti vardı: tutan bir fidan, yeşeren bir dal, yarına uzanan bir umut…

İçlerinden biri öyle bir cümle kurdu ki, adeta Anadolu’nun ruhunu dile getirdi:
“Dört yıldır incir fidanı alıyorum… dikiyorum… ama tutmadı. Bu sene beşinci yıl. Yine alacağım. Pes etmek yok. İnciri seviyorum… toprağımı seviyorum.”

Bu söz, sıradan bir cümle değildi.
Bu söz; sabrın, inancın ve toprağa duyulan sevdanın ifadesiydi.

Geçen yıl aynı durumu biz de yaşamıştık. Diktiğimiz incir fidanları kök salmamış, toprak sessiz kalmıştı. O yüzden bu cümle, benim için sadece bir sohbet değil, bir hatırlayış oldu.

Çünkü toprağın da bir dili vardır.
Bazen susar…
Bazen sınar…
Ama asla karşılıksız bırakmaz.

İşte Anadolu insanı tam da buydu.
Kara sabanın izinde alın terini berekete dönüştüren irade…
Kuraklığa rağmen umudu yeşerten sabır…

Ama bugün o irade, ne yazık ki biraz yorgun… biraz eksik…

Sarıcakaya yollarında bahçelere bakıyorum. Bir zamanlar her karışında emek olan tarlalar şimdi sessiz. Rüzgâr, işlenmemiş toprağın üzerinden geçerken toz değil, terk edilmişliğin hüznünü kaldırıyor sanki.

Oysa burası sıradan bir yer değil.
Adeta Eskişehir’in Çukurova’sı…
Toprak yumuşak, iklim cömert, bereket hazır…

Ama işleyen yok.

Gençler, daha iyi bir hayat umuduyla şehirlere göç ediyor.
Köylerde kalanlar ise artık toprağı sürecek güçten yoksun…
Tarlalar bekliyor… ama eller yorgun.

Elbette bunun sebepleri var. Artan maliyetler, mazot, gübre, tohum fiyatları… Hepsi birer gerçek. Ama başka bir gerçek daha var:
Toprağa sırt çevirmek, aslında kendimize sırt çevirmektir.

Peki biz neyi kaybettik?

Sadece üretimi mi?

Hayır…
Biz, toprağın bize öğrettiklerini kaybettik:
Sabretmeyi…
Şükretmeyi…
Emek vermeyi…

Bugün market raflarında kolayca ulaştığımız her ürün, aslında unutulan bir emeğin sessiz çığlığıdır.

Şehirler büyüdü…
Beton yükseldi…
Ama insan küçüldü.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın vakti geldi:
Toprağa sırtımızı dönerek ne kazandık?
Ve daha da önemlisi… neyi kaybettik?

Bu yazıyı, tutmayan bir fidanın köklerinde saklı umudu gördüğüm için yazdım.
Pes etmeyen bir Anadolu insanının sözlerinde, kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırladım.

Belki çözüm büyük adımlarda değil…
Belki bir fidan dikmekte…
Bir avuç toprağa dokunmakta…
Ve yeniden hatırlamakta saklıdır.

Çünkü insan, toprağa ne kadar yakınsa…
Kendine de o kadar yakındır.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.